• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/muhsindemirtas
  • https://plus.google.com/u/0/+MuhsinDemirtaşDuaFM/posts
  • https://twitter.com/MuhsinDemirtas
Trabzon Tel Çit
Hava Durumu
Anlık
Yarın
32° 35° 21°

Alış Veriş




Bey´in Tarifi

Bey´ lugatta bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi, karşılaştırılması anlamına gelir.

Doğrusu Allah mü´minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Öyleyse O´nunla yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. (Tevbe/111)

Şirâ´ kelimesi de bey´ kelimesinin anlamdaşıdır; yani biri diğerinin yerine kullanılır.

Onu çok düşük bir fiyata, birkaç paraya şirâ ettiler (sattılar).

(Yusuf/20)

Ayette geçen şerav kelimesi, bey´ anlamında kullanılmıştır.

Hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Kişi kardeşinin bey´i (satışı) üzerine bey´ yapmasın!

Burada ise bey´ kelimesi şirâ. mânâsında kullanılmıştır, Muhtar´us-Sıhah müellifi ´Hadîsteki nehy, satana değil, alanadır´ demiştir.

Satan ile alan için enbeyyian kelimesi kullanılır. Nitekim bu, hadîste kullanılmıştır. Eğer Allah izin verirse hıyar´uî-meclis´ tek i pişmanlıktan bahsederken de gelecektir.

Fakihlerin ıstılahında bey´ bir akiddir; bir malı bir mal karşılığında başkasına ebedi olmak üzere mülketmiştir; yani temellük (mülk edinme) niyetiyle akid yapılıp malların değiştirilmesidir. Buna göre şeriat örfünde bey´ ve şirâ, mal kabul edilen şeylerde olur. Ayrıca bey´de temellük (mülk edinme) ve temlik´in (mülk olarak vermenin) de bulunması gerekir. Temellük ve temlik, vakitle sınırlandırılmamalıdır. Meselâ akid yapılırken ´Üç aya kadar senin malın benim, benim malım da senin olsun´ şeklinde olmamalıdır. Bunların tümü gelecek bahislerde ayrıntılı bir şekilde izah edilecektir.

Bey´in Meşruiyeti

Kur´an, Sünnet ve İcma bey´in meşru olduğna delâlet eder. Kur´an-ı Kerim, riba´yı alışverişe benzeterek faizli muamelelerini meşru göstermek çabasında olanları reddederek şöyle buyurmuştur:

Allah alım-satımı helâl, faizi (ribayı) haram kılmıştır. (Bakara/275)

Allah Teâlâ, mallan birbiriyle değiş-tokuş etmek hususunda da şöyle buyurmuştur. Mallarınızı aranızda bâtıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. (Nisa/29)

Ayette geçen yemek tabirinden maksat, satın almaktır. Almak yerine yemek tabiri kullanılmıştır, çünkü almak (mülk edinmek) genellikle yemek için olur. Ayette geçen bâtıPdan maksat, haksız yere almaktır. Ticaretten maksat ise bey´ve sırattır (alışveriştir). Bu konuda başka ayetler de vardır, ileride bu konular incelenirken delil olarak zikredilecektir.

Bey´in meşruiyetine dair Sünnet´ten olan delillere gelince, bu hu-susLa Hz. Peygamber´den fiilî, kavlî ve takrirî olmak üzere birçok hadîs rivayet edilmiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizden birinizin ipini alıp dağa çıkarak bir demet odun yüklenip onu satması, kendisi için verecek yahut vermeyecek olan bir kimseye gidip istemesinden elbette daha hayırlıdır.[1]

Hz. Aişe´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Hz. Peygamber bir yahudiden veresiye bir yiyecek satın aldı da, satın aldığı bu yiyeceğe mukabil demirden bir zırhı ona rehin olarak bıraktı´.[2]

Hz. Peygamber´in ashabı, onun yanında alışveriş yapıyorlardı. Hz. Peygamber ise onların alışverişlerinin meşru olmadığını söylemiyordu. Bu husustaki misaller sayılamayacak kadar çoktur. [3] Bunların bir kısmı araştırmamız esnasında zikredilecektir. Bunların tümü alışverişin meşruiyetine delâlet eder. Bu, Kur´an ve Sünnet´le sabit olduğu gibi, ümmet de bu hususta icma etmiştir.

Bey´in Meşruiyetinin Hikmeti

İnsanların birçok şeye ihtiyacı vardır ve bir insan muhtaç olduğu herşeyi tek başına yapamaz. Meselâ insan tek başına hem kumaş, hem ekmek, hem ayakkabı, hem çorap yapamaz. Bu nedenle de insanlar ellerinde bulunan mal veya mallarla ihtiyaç duydukları malları değiştirmek durumunda kalırlar. İşte rıza ile yapılan bu değiş-tokuşa bey´ akdi denir. Bazen de insanın parası olur, ihtiyaç duyduğu eşyası olmaz; birinin eşyaya ihtiyacı olurken diğerinin paraya ihtiyacı olur. Bu nedenle de ticaret yapılır. Ayrıca insan kazanmak ister, en iyi kazanç da ticaretle olur. Allah hakikati daha iyi bilir.

Bey´ Akdinin Rükûnları

, Bey´in bir akid olduğunu belirtmiştik. Her akdin de kendisiyle oluştuğu rükûnları vardır; temel olmazsa duvar örülemez. Akdin sahih ve bağlayıcı olması için de bu rükûnların birtakım şartlarının olması gerekir. Bağlayıcı olmasından maksat, şeriatın akid için takrir ve tesbit ettiği hükümlerdir. Allah´ın izniyle bu hükümleri teker teker beyan edeceğiz. Şimdi bey´ akdinin rükünlarına gelelim. Bey´ akdinin rükûnları üçtür:

1. Akdin iki kişi tarafından yapılması

Bu iki kişiden maksat, satan ile alan kişidir. Akid, bu iki kişinin iradeleriyle gerçekleşir. Bunlarda da birtakım şartların bulunması gerekir:

a. Akid yapan kişilerin âkil-bâliğ olmaları ve mallarında güzel tasarrufta bulunabilecek durumda olmaları gerekir. Bu bakımdan çocuğun ve delinin satması da alması da sahih olmaz. Sefihliğinden ötürü hacr altına alman kişinin durumu da böyledir. Bunun delili şu ayettir:

Yetimleri evlenme çağına gelinceye kadar deneyin! Eğer onlarda olgunluk görürseniz, mallarını kendilerine verin!

(Nisa/6)

Görüldüğü gibi Allah Teâlâ yetimlerin âkil-bâliğ oldukjannda denenmelerini, onlarda mallarında güzel tasarrufta bulunacak olgunluk görülürse mallarının kendilerine teslim edilmesini emrediyor. Bu ayet, reşidli-ğin malın teslim edilmesinin şartı olduğuna delâlet etmektedir. Ayrıca re-şidlik, kişinin malında tasarruf etmesinin sahih olmasının da şartıdır. Alışveriş de malda tasarruf etmektir. Öyleyse reşidlik bey1 akdinde de şarttır. Deli ve çocuk tasarruf ehli değildir, çünkü mükellef değildirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Akilİanıncaya kadar deliden, uyanın-caya kadar uyuyandan, buluğ çağına erişinceye kadar çocuktan.[4]

b. Akid yapan kişiler bunu istek ve iradeleriyle yapmalıdır.

Yani satan da alan da, bu tasarrufu istek ve iradeleriyle gerçekleştirmelidir. Bunun delili de şu ayettir:

Mallarınızı aranızda bâtıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır.

(Nisa/29)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: ;

Alışveriş ancak rıza ile olur.[5]

Yani alışveriş akdi, ancak kişilerin rızası olduğunda sahih olur. Bu nedenle zorlanan bir kimsenin -rızası olmadığı İçin- akdi (alışverişi) sahih olmaz. Kişinin rızası gizli birşeydir. Kişinin rızası olduğuna -zorlama sözkonusu olmazsa- ancak fiilî veya kalbî tasarruf delâlet eder. Fakat tehdit ve zorlama sözkonusu olduğunda fiili tasarruf, rızanın varlığına delil olamaz. Böyle bir akid şüpheli veya bâtıl kabul edilir ve bu durumda söz yeterli olmaz.

Şaka ile aldım veya sattım diyen kişinin sözü, zorlanan kimsenin sözü gibidir. Çünkü ikisinde de satan veya alanın rızası yoktur. Ancak zorlanan kişinin alışverişi bir durumda bundan istisna edilir: Meselâ borçlu olan kişi, borcunu ödeyebilecek mala sahip olduğu halde borcunu ödemezse, kadı onu mallarını satıp borcunu ödemeye zorlar ve bu satış -zorlama olmasına rağmen- sahih olur. Çünkü şâri´nin rızası, akid yapanın da rızası sayılır; yani kadı´nın rızası, maİ sahibinin rızası gibidir ve onun yerine kaim olur. –

c. Akid iki taraflı olmalıdır.

Yani hem satıcının, hem de alıcının bulunması gerekir; bir kişi hem satıcı, hem de alıcı olmamalıdır. Çünkü alıcının ve satıcının maslahatları birbirinin zıddıdır; satan pahalı satmak, alan da ucuz almak ister. Ayrıca alışverişin birtakım hükümleri vardır ki bunlar satın alınan malın teslim edilmesine bağlıdır, bazı hükümleri de alınan malın bedelinin ödenmesine bağlıdır. Bu hükümlerin herbirinin üzerine bazı mesuliyetler terettüb eder. Bütün bunların bir kişiyle olması mümkün değildir. Buna binaen kişi bir başkasını bazı malları teslim almak üzere vekil tayin ederse, vekil o mallan kendi için alamaz. Kişi bir başkasını mal almak hususunda vekil tayin ederse, vekilde de o mallar varsa, vekil kendi mallarını müvekkili için satın alamaz. Bir kişi, iki şahsın da vekili olursa, birinin malını diğeri için alamaz ve birinin malını diğerine satamaz. Bunun nedeni yukarıda geçen şartlardır. Dolayısıyla kişi, aynı anda hem davacı, hem de davalı olamaz. Bu kaideden şu durum istisna edilir: Hem baba hem velî olan kişi, kendini idare edemeyen oğlunun malını kendi kendinden satın alabilir, çünkü baba oğluna zarar vermekle itham edilemez, zira oğluna karşı şefkati çok fazladır. Ayrıca kadı da özürlü ve hacr altında bulunan kişilerin mallarını onlar adına satabilir. Çünkü kadı´nın velayeti umumidir. Bazen kadı bu şekilde hareket etmek zorunda kalabilir.

d. Bey´ akdi yapanların kör olmaması gerekir.

Kör olan kişinin birşey alması ve satması sahih olmaz, çünkü ne sattığının kusurunu, ne de aldığının kusurunu görebilir. Bu bakımdan kör olan kişi, kendisi için alışveriş yapacak bir vekil tayin-etmelidir.

2. Siga

Siga, alan ve satan kişinin akde razı olduklarını belirten sözdür. Rızanın, akdin sahih olmasının şartı olduğunu söylemiştik. Siga, alıcı ve satıcının akde razı olduklarını ifade eder ve gizli olan rıza yerine geçer. Meselâ satıcının ´Şu elbiseyi sana 100 liraya sattım1 demesi, alıcının da ´Kabul ettim´ veya ´Satın aldım´ demesi sigadır.

Siganın Sarih ve Kinayî Şekilleri

Almaya ve satmaya açıkça delâlet eden her siga sarihtir. Meselâ satıcının ´Şu malı sana sattım´ veya ´Şu malı sana mülk ettim´ demesi, alıcının da ´Satın aldım´ veya ´Mülk edindim´ demesi, sarih lafızlardandır.

Alışveriş mânâsına delâlet ettiği gibi, başka mânâlara da delâlet eden lafızlara kinayî lafızlar denir. Meselâ satıcının ´Şu malı şu kadar para ile sana kıldım´ veya ´Şu mah şu kadarla al´ veya ´Şu malı şu kadarla teslim al´ demesi, alıcının da ´Onu aldım´ veya ´Onu teslim aldım´ demesi, kinayî lafızlardandır.

Şartlar mevcut ise sarih siga ile alışveriş akdi -niyet olsun, olmasın-gerçekleşir. Kinayî lafızlar da ise niyete veya karinelerin niyetin varlığına delâlet etmeleri şarttır.

Bey-i Muatad

Bey-i Muatad, alıcı veya satıcıdan birinin veya her ikisinin, konuş-maksızın (sigasız olarak) alışveriş yapmalarıdır. Şafii mezhebinin meşhur olan görüşüne göre bey-i muatad sahih olmaz; satıcının da alıcının da siga kullanması şarttır. Diğer mezheblerin fakihlerinin bazıları, bir batman gibi kıymetsiz şeylerde, sigasız olarak alışverişi caiz görmüşler, fakat kıymetli şeylerde caiz görmemişlerdir.

Müteahhir Şafii âlimleri, kıymetli kıymetsiz her malın sigasız olarak alınıp satılabileceğini, zira bunun halk için daha kolay olduğunu, hele bugünkü gibi alışveriş yapıldığı bir zamanda bunun daha uygun oldu ğunu söylemişlerdir. Dilsizin işareti de siga (lafız) yerine geçer, tıpkı lafı-zin kalpteki gizli rıza yerine geçtiği gibi. Ayrıca dilsizin yazısı da lafız yedine geçer, hatta yazı, rızasını, ve maksadını daha iyi anlatır.

Akid Sigasında Bulunması Gereken Şartlar

Akid sigasında bulunması gereken şartlar şunlardır:

a. İcab ile kabul arasında örfen vazgeçtikleri anlamına gelecek kadar bir fasıla olmamalıdır.

Bu duruma, akid birliği denir. Meselâ satıcı ´Bu malı sana sattım´ dedikten sonra alışverişte normal olmayan bir zaman geçer de alıcı ´Ben de aldım´ derse, akid sahih olmaz. Fakat satıcı ´Ben bu malı sana sattım´ dedikten sonra alışverişle ilgili olarak araya giren konuşmalar olur da alıcı ondan sonra ´Ben de aldım´ derse, icab ve kabul (sattım, aldım) arasına her ne kadar fasıla girmişse de akid sahih olur.

b. Kabul, her yönüyle icaba muvafık ve mutabık olmalıdır.

Meselâ satıcı ´Ben bu malı 100 liraya sattım´ dese, alıcı da ´50 liraya aldım´ dese veya satıcı ´Ben şu evi 1000 liraya sattım´ dese, alıcı da ´Ben yarısını 500 liraya aldım´ dese veya satıcı ´Ben şu malı peşin olarak 1000 liraya sattım´ dese, alıcı da ´Ben sonra ödemek üzere 1000 liraya aldım´ dese, alışveriş akdi sahih olmaz, çünkü kabul, icaba muvafık değildir. Fakat satıcı, alıcının kabul ettiği fiyatı kabul ederse, birinci icabının anlamı kalmaz; birinci kabul ona icab olur, ikinci kabul ise icaba muvafık olan kabuldür.

c. Alışveriş akdi herhangibir şarta bağlanmamalı veya bir vakitle sınırlandırılmamahdır.

Yani siga alışverişin hemen ve ebedi olduğuna delâlet etmelidir. Meselâ satıcı ´Ben şu evi, falan kişi gelince sattım´ veya ´Falan bay gelince sattım´ dese, alıcı da ´Kabul eltim´ dese, akid şarta bağlandığından sahih olmaz. Oysa akidde şart olmaması gerekir; şart, kesinlik olmadığına delâlet eder, kesinlik olmayınca da istek ve irade yok demektir. Yukarıda alışverişte rızanın şart olduğunu söylemiştik. Satıcı ´Ben şu arabayı bir seneye.kadar sattım´ dese, alıcı da ´Ben de kabul ettim´ dese, yine akid sahih olmaz, çünkü akid bir vakitle sınırlandırılmıştır. Bu tür akdin sahih olmamasının nedeni, malların mülkiyetinin vakitle sınırlandırmayı kabul etmemesidir; yani bir malı mülk´edinmek isteyen kişinin ´Bu malı bir seneye kadar, bir aya kadar mülk edindim´ demesi veya ´Bir seneye kadar sattım´ demesi, akdin bozuk olduğuna delâlet eder. Fakat para ile işlem yapılırsa, meselâ mah alan kişi, parasını falan ayda veya iki ayda öde -yeceğini söyler, satıcı da kabul ederse, akid sahih olur, çünkü bu durumda malın parası alıcının üzerinde sabit bir borçtur. Borç ise sınırlandırmayı kabul eder. Fakat mallar böyle değildir. Alışveriş bir eşyayı, başka bir eşya ile değiştirmek şeklinde olursa, meselâ bir araba başka bir

araba ile değiştirilirse veya bir ev başka bir ev ile değiştirilirse, bu işlem vakitle sınırlandırmayı kabul etmez.

3. Üzerinde akid yapılan malın bulunması.

Buna âkdin yeri denir. Alışveriş akdinde satılan mal ile karşılığında verilen para akdin yeridir. Satılan malda ve karşılığında şu şartların bulunması gerekir:

a. Satılan mal, akid yapıldığı anda mevcut olmalıdır.

Henüz ortada olmayan bîrşeyi satmak caiz değildir. Meselâ kişinin ağaçlarında ileride yetişecek olan meyveleri satması, koyunlarının doğuracağı kuzuları satması, hayvanın memesindeki sütü satması caiz değildir. Bunun delili, Hz. Peygamber´in hazır olmayan birşeyin satılmasını yasaklanış olmasıdır.

Hakîm b. Hizam´dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber´e ´Ey Allah´ın Rasûlü! Bana bir müşteri gelir, benden dükkanımda olmayan bir malı ister. Ben o kimseye o malı çarşıdan alıversem almaz mı ´ diye sormuş. Hz. Peygamber ise ´Hayır, sende bulunmayan malı satma´ buyurmuştur.[6]

Bey´e dahil olan aldatma da bu nevidendir. Çünkü bu şey, bir var-hk-yokluk tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve bir de burada cehalet sözkonu-sudur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) bey´ul-garar denilen bu tür bir alışverişi yasaklamıştır.[7]

b. Malın, şer´an kıymetli bir mal olması gerekir.

Değİş-tokuş yapılan her iki malın da kıymetli olması gerekir. Bu şarta binan necis ve haram olan mallar bu hükümden istisna edilmiştir. Bu bakımdan İçki, murdar hayvan, kan, tezek, köpek ve benzerlerinin satılması veya mal karşılığında verilmesi haramdır. Bunun delili Cabir b. Abdullah´ın rivayet ettiği şu hadîstir: Rasûlullah fetih yılı Mekke´de iken ´Allah ve Allah´ın Rasûlü şarabın, meytenin, domuzun, putların alınmasını ve satılmasını haram kıldı´ buyuruyordu. Kendisine ´Ey Allah´ın Rasûlüî Ölmüş murdar hayvanın iç yağı hakkında ne buyurursunuz Ölü hayvanların iç yağları ile gemiler cilalanır, deriler yağlanır, insanlar da (kandillerde yakar, mum yapar) ışıklanırlar´ denildiğinde, Rasûlullah ´Hayır, murdar yağı alıp satmayın, bu alışveriş haramdır´ buyurdu. Sonra Rasûluliah bunun ardından ´Allah yahudileri kahretsin. Çünkü aziz ve celil olan

Allah, ölmüş hayvanın yağlarını onlara haram kıldığında, bu yağları eritip satarak parasını yediler´ buyurdu.[8]

Hadîste sözü geçen hayvanların yağından maksat, sığır ve koyunların yağıdır. Nitekim bu, En´am/146 ayetinde zikredilmiştir.

Ebu Mes´ud el-Ensarî Rasûlullah´ın, köpek pahasından, zina kazancından, kahinlik ücretinden nehyettiğini rivayet etmiştir.[9]

İçine necis bîr madde düştüğünde temizlenmesi mümkün olmayan sirke, süt, sıvı yağlar ve benzeri maddeler de alınıp satılmaz. Ancak içine necis bir madde düştüğünde temizlenmesi mümkün olan maddeleri alıp satmak caizdir. Çünkü bunlar temiz mal hükmündedir.

c. Satılan (değiş-tokuş) yapılan malın karşılığı, kendisinden şer´an ve örfen yararlanılan birşey olmalıdır.

Yani bu malın şer´an mubah olması, örfen de yararlı bulunması gerekir. Bu bakımdan haşeratı veya eziyet verici ve kendilerinden yararlanılmayan hayvanları satmak caiz değildir. Kendilerinden şer´an yararlanılması caiz olmayan lehv (oyun) aletlerinin satılması da yasaktır. Çünkü mal veya para vererek yararı olmayan birşeyi almak, malı zayi etmek anlamına gelir. Hz. Peygamber, malı zayi etmekten nehyetmiştir.[10]

Avlanmak için kaplanın, savaş için filin, bekçilik yapması için maymunun, bal için batanlarının ve benzerlerinin alınıp satılması caizdir. Çünkü bunlarda örfün kabul ettiği bir yarar olduğu gibi, bunları alıp satmak şer´an da caizdir; bunların hiçbiri hakkında -köpek hakkında olduğu gibi- özel bir hüküm varid olmamıştır.

Satılan mal veya satılan malın bedeli oiân para akid esnasında işe yaramaz da ileride işe yarayacaksa alınıp satılabilir. Meselâ akid esnasında işe yaramayan, fakat ileride işe yarayacak olan at yavrusunu alıp satmak ve mal karşılığında vermek caizdir.

d. Satılan malın ve karşılığının teslim edilmesi kudret dahilinde olmalıdır.

Satılan malın veya karşılığının teslim edilmesi kudret dahilinde olmazsa, akid sahih olmaz-: Buna binaen kaybolan bir otomobili, havadaki bir kuşu, sudaki balığı ve bu tür şeyleri satmak caiz değildir. Çünkü bunlan teslim etmek satıcının kudreti dahilinde değildir. Gasbedilen bir malı satmak da caiz değildir, fakat malı gasbeden kişi bizzat müşteri ise veya müşteri gasbedilen malı gasbeden kişiden alabilecek güçteyse, gasbedilen malı satmak caiz olur. Ancak bu mal, taksimi kabul etmeyen cinsten olmalıdır; yani taksim edildiği takdirde kıymeti düşecekse veya yararlanılmayacak hale gelecekse -meselâ bir kitap, bir piliç, küçük bir ev gibi-o malı satmak ve almak caiz olmaz, çünkü bu alıcı açısından malı zayi etmek olur ki bu da yasaklanmıştır. Ancak malın muayyen olmayan bir parçasını satmak caizdir. Çünkü bu durumda alıcının, malı taksim etmeye hakkı yoktur; sahipleri o maldan sıra ile yararlanırlar.

e. Akid yapan kişi satüğı malın sahibi veya sahibinin velîsi olmalıdır.

Mal sahibinin, malını satma veya malıyla birşey satın alma yetkisine sahip olması nedeniyle alışverişi sahihtir. Çünkü şeriat onun, malı üzerindeki tasarrufunu geçerli kabul etmiştir. Velî veya vâsi de velayeti altında bulunan kişilerin mallarım satabilir veya o mallarla birşey satın alabilir. Çünkü hem mal sahibi, hem de vekil mal Üzerinde hâkimdir. Mal sahipleri, bizzat malları üzerine vekil tayin edebilirken, velîleleri, vâsileri ise şeriat mal üzerine Hâkim kılmıştır. Bu bakımdan kişinin malda -satmak veya almak gibi- hâkimiyeti yoksa -buna fakihlerin örfünde fuzuli denir-onun tasarrufu geçerli olmaz. Çünkü Hz. Peygamber, alışverişin ancak mülkünde olan bir mal. ile olabileceğini söylemiştir.[11] Bu hükümden şu durum istisna edilmiştir: Kişi, mirasçısı olduğu kimsenin -yaşadığı zannıyla- malını satsa ve fakat akid sırasında o kişinin ölü olduğu ortaya çıksa satış tashih edilir ve gerekli hususiyetler o kimsenin üzerine terettüb eder. Çünkü zannınin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Oysa o tasarruf ettiği malın gerçekte mâlikidir ve mal fuzuli değildir. Alışverişte durumun hakikatine İtibar edilir, zannî oluşuna değil.

f. Satılan mal, hem satan hem de alan tarafından bilinmelidir.

Bu bakımdan satılacak birşey veya satın alınan mala karşılık verilecek şey, satıcı ve alıcı tarafından veya onlardan biri tarafından bilinmiyorsa, bu da insanları genellikle hataya sürüklüyorsa bey´ul-garar olur. Bey´ul-garar´in yasak olduğunu belirtmiştik. Öyleyse akid yapan kişilerden biri veya ikisi tarafından bilinmeyen bir malın satın alınması veya satılması caiz değildir. Sözgelimi birşeyi ´1000´e karşılık satıyorum´ demek sahih değildir; zira ´1000´ ile neyin miktarının kastedildiği belirtilmemiştir. Ancak örfte bu ifade geçerli ise (yani ´1000´e karşılık´ dendiğinde, [meselâ ´bir binliğe…´ vb.] muayyen bir miktar anlaşıhyorsa)

lafız o örfle tayin olunur. Ancak kişi herhangibir eşyayı veya evi ´Falan adam eşyasını veya evini kaça sattıysa, ben-de o fiyata sattım´ dese, satıcı ve alıcı da o evin veya eşyanın kaç liraya satıldığım bilse, yine de akidîeri sahih olmaz.

Şu aşağıdaki meseleler doğrultusunda bir bilgi edinmek mümkündür.

ı. Satılacak mal hazırda olup görünüyorsa, sıfatları veya miktarı belirtilmeden o malın satılması caizdir. Meselâ hazırda olup görünen bir otomobili işaret edip fiyatını soran bir kişiye, modelini, meziyet veya zaaflarını belirtmeden belli bir fiyatla satmak caizdir. Yine hazırda olup görünen bir malı, ´şu fiyata satıyorum´ diyen kişinin satışı sahih olur. Çünkü müşahade, ilim yerine geçer.

ıı. Alıcı ile satıcı akîdden önce malı veya malın karşılığı olan şeyi görseler ve aradan bir müddet zaman geçse, malın veya malın karşılığı olan şeyin vasıflarını da hatırlasalar mal veya malın karşılığı olan şey zamanın geçmesiyle bozulmayacak -meselâ elbise ve ev gibi- mallardan ise, akidden önceki görmek yeterli; alışveriş ise sahih olur. Ancak akidden önce görülen mal veya malın karşılığı olan şey, o geçen zaman içerisinde bozulacak mallardan ise akidden önceki görmek yeterli olmaz.

ııı. Malın bir kısmını görmek, tamamını görmeye gerek bırakmıyorsa, o malın satılması caizdir. Meselâ kişi alacağı kumaşın bir parçasını görürse, kumaş sahibinin o kumaşın tümünü satması caizdir. Alacağı eşyaların.numunesini görmek de bunun gibidir.

iv. Kavun, nar, yumurta gibi yiyeceklerin koruyucu dış kabuğunu görmek yeterlidir.

Olgunlaştığı takdirde cevizin, bademin kabuğunu görmek de yeterli olur. Çünkü bu kabukların onların üzerinde kalması maslahat gereğidir. Dış kabuğu ile yenilen yiyeceklerin kabuğunun görülmesi yeterlidir ve onu o şekilde satmak da caizdir.

Satılan malın ve bedelinin bilinmesine bağlı olan şartlardan biri de -eğer borca verilmişse- borcun ne zaman ödeneceğinin bilinmesidir. Meselâ bir malı hasad zamanı ödenmek üzere veya falan adam seferden döndüğünde ödenmek üzere satmak sahih olmaz. Rehin ve kefil gibi tevsikin vesilelerini bilmek de böyledir. Meselâ rehin veya kefil belirlenmeden ´Şu malı rehin veya kefil tayin etmek şartıyla sana satıyorum´ denirse, satış akdi sahih olmaz, çünkü rehin veya kefil belli değildir. Bu durumda ´Falan adamı bana kefil olarak getirmek veya falan malı bana rehin vermek şartıyla sana şu malı satıyorum´ demek gerekir.

Satılan Malı ve Tazminatını Kabul Etmek

Rükün ve şartlar tahakkuk eder de satış akdi tamam olursa, satılan mal da hâlâ satanın elinde ise, tazminat ona aittir; yani o mal telef olursa veya satan kişi onu telef ederse, alışveriş feshedilir; alıcının herhangi bir-şey ödemesi gerekmez, eğer malın parasını ödemişse geri alır. Alıcı, malı aldıktan sonra o mal telef olursa, zarar alıcıya aittir.

Alıcının malı aldığı, malın durumuna göre belirlenir. Alınan mal elbise, kitap v.s. gibi menkul mallardan ise alıcının eline almasıyla, otomobil, binek hayvanı gibi mallardan ise nakledilmek suretiyle, ev, arazi gibi gayr-i menkul mallardan ise tahliyesiyle, yani mal sahibinin müşteri ile .mal arasından çekilmesiyle alışveriş akdi gerçekleşmiş, aiıcı malını almış olur. Kısacası alıcının malı teslim almasına ve tasarruf etmesine mani olan engellerin ortadan kalkmasıyla, müşteri malı almış sayılır; bundan sonra mala gelen bir zarar alıcıya aittir. Satılan ev ise, anahtarını vermek suretiyle teslim edilir. Bir malın kabzedilmesi satanın iznine bağlıdır, çünkü asıl olan o malın onun mülkü olmasıdır.

——————————————————————————–

[1] Buharî/1402, (Zübeyr b, Avvam´dan) . ´

[2] Buharî/1962, Müslim/1603, (Hz. Aişe´den)

[3] Bu hususta bkz. Buharî, Kitab´ul-Buyû´, Babu Bcy´u´s-Silah fi´1-Fitne ve Gayriha

[4] Ebu Dâvud/4401

[5] İbn Mâce/2185

[6] Ebu Dâvud/3503 ve Sünen sahipleri

[7] Müslim/1513

[8] Buharî/2121, Müslim/1581

[9] Buharî/2122, Müslim/1507

[10] Buharî/2277

[11] Ebu Dâvud/3503, Nescî, Tirmizî, İbn Mâce