• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/muhsindemirtas
  • https://plus.google.com/u/0/+MuhsinDemirtaşDuaFM/posts
  • https://twitter.com/MuhsinDemirtas
Trabzon Tel Çit
Hava Durumu
Anlık
Yarın
32° 35° 21°

Namaz




Salât lugatta hayır dua´da bulunma anlamını ifade eder.

Onlar için salât (dua) et. Şüphesiz senin salâtın (duan) onlara huzur verir. (Tevbe/103)

Yani ´Onların affedilmeleri için Allah´a dua et!´

Fakihlerin ıstılahında ise, iftitah tekbiriyle başlayıp selâmla sona eren ve kendine mahsus şartları bulunan söz ve fiillere salât denir. Bu söz ve fiillerin tümüne, içinde dua olduğu için salât denilmiştir. Çünkü dua, bunların en önemli kısmını teşkil etmektedir. Böylece kül! (bütün), parçasının ismini almıştır.

Namaz´ın Hikmetleri

Namaz´ın birçok hikmet ve sırları vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

1. İnsan, namaz vasıtasıyla gerçek şahsiyetini bulur. Bu da Allah´ın kulu olduğunu idrak etmesidir. Dünya zevkleri ve insanlarla meşgul olması, insana bu gerçeği unutturduğu zaman, namaz bu gerçeği tekrar hatırlatır.

2. Namaz sayesinde insan nefsine, Allah´tan başka hakikî nimet yerenin ve yardım edenin olmadığı gerçeği yerleşir. Her ne kadar birtakım sebepler insana yardım ediyor, nimet veriyor görünseler de gerçekte veren Allah´tır. Çünkü o sebepleri insana müsahhar kılan Allah Teâlâ´dır. İnsan zahirî ve dünyevî sebeplerle meşgul olup gaflete daldığında, namaz gerçek sebebin, yardımcının, nimet, zarar ve fayda verenin, diriltenin ve öldürenin Allah olduğunu insana hatırlatır.

3. İnsan, namaz sayesinde işlediği günahlardan tevbe etmek için bir fırsat ve uygun bir zaman bulur, zira insan gece ve gündüz birçok günahla karşı karşıyadır. Bazen bunların farkına varır, bazen de varmaz. İşte tekrar tekrar gelen namaz vakitleri, insanı günahlardan temizleyecek olan fırsatlardır. Hz. Peygamber bu durumu şöyle ifade etmiştir:

Beş vakit namazın meseli, sizden birinizin kapısı önünde bol bol akan ve içinde günde beş defa yıkandığı bir nehir gibidir.[1]

Ravi, Hasan´ın şöyle dediğini de ekliyor: ´Nehir, o kişinin vücudunda kirden birşey bırakır mı ´

´ Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

[Söyleyin, birinizin kapısının önünden bir nehir aksa, (ev sahibi de) günde beş defa o nehirde yıkansa ne dersiniz; vücudunda kirden, pastan eser kalır mı Sahabîler ´Hayır, hiçbir şey kalmaz´ dediler]. Hz. Peygamber şöyle devam etti: Beş vakit namaz da işte bunun gibidir. Allah Teâlâ onlarla günahları yıkar, siler1.[2]

4, Namaz, insanın kalbindeki Allah´a iman akidesinin gıdasıdır; zira dünyanın zevkleri ve şeytanın vesveseleri insana o akideyi unutturabilir-ler. O akîde insanın kalbine yerleşmiş olsa bile unutulması mümkündür. Heva ve hevese, yanıltıcı dostlara uyup bu unutkanlığa devam ederse, insan tıpkı suyu kesilen ağaç gibi sonunda inkâra düşer. Suyu kesilen ağaç önce kurur, bir süre böyle kalır, sonra da yıkılır gider. Fakat müslüman namaza devam ederse, namaz onun imanı için gıda olur. Dünya ve dünyanın zevkleri artık o kişinin İmanını zayıflatmaya veya yok etmeye güç yetiremez.

Namaz´m Teşrî Kılınma Tarihi

Namaz, bilinen en eski ibadetlerdendir. Allah Teâlâ, Hz. İsmail hakkında şöyle buyurmuştur:

Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında kendisinden razı olunmuş bir kimseydi. (Meryem/55)

Namaz, Hz. İbrahim´in dini olan Din-i Hanifte de vardı. Hz. Musa´nın tabileri de namazı bilmekteydiler. Allah Teâlâ, Hz. İsa´nın dilinden şöyle buyurmaktadır:

(Rabbim) hayatta olduğum sürece bana namazı ve zekâtı emretti. (Meryem/31)

Hz. Muhammed (s.a) peygamber olarak gönderildiği zaman sabah ve akşam ikişer rekât namaz kılıyordu. Bazı âlimler, Hz. Peygamber´e hitab eden şu ayetle, sabah ve akşam kılınan bu namazların . kastedildiğini söylerler.

Rabbini hamd ile akşam-sabah (=bi´l-aşiyyi ve´1-ibkâr) teşbih et! .

(Mü´min/55)

Farz Namazlar

Mükellef olan her müslümana farz olan namazlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Bu namazlar, Hz. Peygamber´in Beyt´ül-Makdis´e, oradan da semaya çıkarıldığı gecede farz kılınmıştır. Allah Teâlâ, peygamberine ve diğer müslümanlara bir gün bir gecede elli vakit namaz farz kıldı. Sonra beş vakite düşünceye kadar tahfif etti. Beş vakit namaz kılınır, fakat elli vakit namaz ecri verilir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ben Mekke´de iken evimin tavanı ayrıldı, Cebrail indi, sonra elimden tutarak beni en yakın semaya götürdü. Allah Teâlâ ümmetime 50 vakit namazı farz kıldı. Bunun üzerine tekrar Allah´a müracaat ettim. Allah ´Onlar beş vakittir ve yine onlar elli vakittir. Benim nezdimde söz değişmez´ buyurdu.[3]

Sahih görüşe göre İsra hâdisesi, Hz. Peygamber Mekke´den Medine´ye hicret etmeden 18 ay önce olmuştur. Durum böyle olunca beş vakit namaz, Hz. Peygamber´in daha önce sabahları ve akşamları kıldığı iki vakit namazı neshetmiş oluyor.

Namazın Meşruiyetinin Delilleri

Namazın meşruiyeti birçok ayet ve hadîsle sabit olmuştur. Bu husustaki ayetlerden bazıları şunlardır:

O halde akşama girdiğinizde de sabaha çıktığınızda da Allah´ı teşbih ve tenzih edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde (bulunan tüm varlıkların) hamd(i) Allah´a mahsustur. Gündüzün sonunda da, öğle vakti geldiğinde de (Allah´ı teşbih edin ve ikindi ile öğle namazını kılın!) (Rum/17-18)

İbn Abbas´a göre ´akşama girdiğinizde´ sözünden maksat, akşam ve yatsı namazlarıdır. ´Sabaha çıktığınızda1 sözünden maksat da sabah namazıdır. Aşiyyen kelimesinden maksat, ikindi namazıdır. ´Öğle vakti geldiğinde´ ibaresinden maksat da öğle namazıdır.

Şüphesiz ki namaz, mü´minlerin üzerine vakit(leri bel)li bir farzdır. (Nisa/103)

Hadîsten delili ise, yukarıda geçen İsra Hadîsinden başka şu hadîslerdir: Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel´i Yemen´e gönderirken şöyle buyurmuştur:

Onları, önce Allah´tan başka ilah olmadığına ve benim Allah´ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Eğer onlar buna itaat ederlerse onlara şunu bildir: Allah onların üzerine her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır. [4]

Bir bedevi, Hz. Peygamber´e namaz hususunda sorduğunda, Hz. Peygamber ´Bir gün, bir gecede beş vakit namaz farzdır´ dedi. ´Üzerime bundan başkası da olacak mı ´ dediğinde, Hz. Peygamber ´Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın´ buyurdu.[5]

Namazın Dindeki Yeri

Namaz, bedenî ibadetlerin en üstünüdür, bir kişi Hz. Peygamber´e, ibadetlerin en üstününün hangisi olduğunu sorunca, Hz. Peygamber şöyle dedi:

– İbadetlerin en üstünü namazdır.

– Sonra hangisi

– Namaz.

– Sonra hangisi

– Namaz.[6]

Bir müslüman iki vakit namazı, güzel bir şekilde eda ederse, o, iki namaz arasındaki günahlara kefaret olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Allah Teâlâ beş vakit namaz vasıtasıyla hataları siler.[7]

Allah´ın emrettiği gibi abdesti tam alıp da şu beş vakit namazı kılan

hiçbir müslüman yoktur ki bu namazlar, aralarındaki günahlar için

birer kefaret olmasın.[8]

Nitekim” tembellik nedeniyle namaz hususunda gevşeklik gösteren bir kimsenin, böyle devam ettiği takdirde küfre girmesi sözkonusu olduğu gibi -daha önce söylediğimiz gibi- namaza devam etmesi de imanını besler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Namazı kasden terketmeyin. Çünkü namazı kasden terkeden bir kimsenin üzerinden Allah ve Rasûlü´nün zimmeti beri olur.[9]

Namazı Terketmenin Hükmü

Namazı terkeden bir kimse ya tembelliğinden, ya inkâr ettiğinden veya hafife aldığından ötürü terkeder. Namazı, farziyetini inkâr ederek veya hafife alarak terkeden bir kimse kâfir olur. Hâkimin onu tevbeye davet etmesi farzdır. Eğer tevbe edip namazı kılarsa bir mesele kalmaz, ancak tevbe etmezse; mürted olduğundan ötürü öldürülür. İrtidat nedeniyle öldürülen kişinin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve müslüman mezarlığına defnedilmesi caiz değildir. Çünkü o kişi artık müslü mani ardan kabul edilmemektedir.

Namazın farziyetine inandığı halde, tembellik nedeniyle namazı ter-keden kimseyi hâkimin, namazlarını kaza etmeye ve terkettiğinden ötürü tevbeye davet etmesi gerekir. Eğer namazlarını kaza etmeye yanaşmazsa öldürülmesi gerekir. Onu öldürmek, asi müslümanları öldürmek için meşru kılman cezaların kapsamına girer. Ayrıca bu, terkedilmesi nedeniyle savaş açılan bir farzı terketmenin cezasıdır. Fakat bu nedenle öldürülen bir kimse müslüman kabul edilerek kendisine teçhiz, tekfin, defin ve miras hususunda müslüman muamelesi yapılır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ben, Allah´tan başka ilah olmadığına, Muhammed´in Allah´ın Rasûlü olduğuna şehadet edinceye ve namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâm´ın hakkı hariçtir ve hesaplan da Allah´a aittir.[10]

Bu hadîs Lâilahe İllallah Muhammed´ur-rasûlullah dediği halde namaz kılmayan kimselerle savaşılması gerektiğine delâlet eder. Ancak böyle kimseler kâfir sayılmazlar. Bunun delili şu hadîstir:

Kim Allah´ın kullan üzerine farz kıldığı beş vakit namazı, hakkına riayet ederek kılarsa, Allah onu cennet´e koymaya söz vermiştir. Kim de onları kılmazsa, Allah katında onun hiçbir ahdi yoktur; dilerse azap eder, dilerse cennet´e sokar.[11]

Bu hadîs, namazı terkeden bir kimsenin kâfir olmadığına delâlet eder. Zira namazı terketmekle kâfir olunsaydı Hz. Peygamber ´Allah dilerse azap eder, dilerse cennet´e sokar´ demezdi. Çünkü kâfir asla cennet´e giremez. O halde buradaki namazı terketme, tembellik nedeniyle terketmeye hamledilir. Böylece deliller arasında da tenakuz sözkonusu olmaz. Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kişi ile küfür ve şirk arasında namazın terki vardır.[12]

Buradaki terk, namazın farziyetini inkâr ederek veya namazı hafife alarak terketmedir.

Farz Namazların Vakitleri

Beş vakit namazın herbirinin belli vakitleri, o vakitlerin de bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Vaktin girişinden önce ve vakit çıktıktan sonra namaz kılmak caiz olmaz.

Şüphesiz ki namaz, mü´minlerin üzerine vakit(leri bel)li bir farzdır.

(Nisa/103)

Namaz, özel vakitlerle sınırlandırılmış bir farzdır. Sahih hadîslerde bildirildiğine göre beş vakit namaz farz kılındıktan sonra Cebrail gelerek namaz vakitlerini Hz. Peygamber´e öğretmiştir.[13] Hz. Peygamber de hem söz, hem de fiiliyle namaz vakitlerini müslümanlara öğretmiştir.

Ebu Musa el-Eş´arî şöyle rivayet ediyor: “Bir kişi Hz. Peygamber´e namaz vakitlerini sordu. Hz. Peygamber ona bir cevap vermedi. Sonra şafak söker sökmez sabah namazını kıldırdı. Neredeyse insanların birbirlerini tanıyamayacakları kadar karanlıktı. Sonra güneş tam tepeden batıya meylettiği zaman müezzine emretti ve öğle namazını kıldırdı. Öyle ki iyi bilen bir kişi ´Gündüz yan olmuştur1 derdi. Sonra güneş yüksekteyken ikindi namazını kıldırdı. Sonra güneş battığı zaman akşam namazını kıldırdı. Sonra şafak kaybolduğu zaman yatsı namazını kıldırdı. Ertesi gün sabah namazını o kadar geciktirdi ki namazdan çıkan biri ´Güneş

muhakkak doğmuştur´ yahut ´hemen hemen doğmak üzeredir* diyebilirdi. Sonra öğle namazını dünkü ikindi vaktine yakın bir zamana kadar tehir etti. Sonra ikindiyi o kadar geciktirdi ki namazdan çıkan bir kimse ´güneş kıpkırmızı oldu1 derdi. Sonra şafağın kaybolma zamanı yaklaşıncaya kadar akşam namazını geri bıraktı. Sonra yatsı namazını gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar geciktirdi. Sonra sabah olunca soru soran kişiyi çağırdı ve ona ´Namazların vakti şu iki vakit arasıdır´ dedi”.[14]

Burada mücmel kalan bazı noktalan açıklayan veya fazlalık getiren hadîsler de vardır. Bunları, aşağıda namazların vakitlerini tafsilatlı olarak anlatırken göreceğiz.

Sabah Namazı

Sabah namazının vakti, fecr-i sadık´ın doğuşu ile başlar, güneşin doğuşuna kadar devam eder. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sabah namazının vakti, fecrin doğuşundan başlar, güneşin çıkış zamanına kadar devam eder.[15]

Öğle Namazı

Öğle namazının vakti, güneşin tam tepeden batıya doğru kaymaya başladığı zaman başlar. Bu vakte zeval vakti denir. Çünkü o vakitte doğuya doğru uzanan küçük gölgeler görünür. Ona.zeval gölgesi denir. Öğle namazının vakti, herşeyin gölgesinin kendi boyuna ulaştığı zamana kadar devam eder. Zeval gölgesi de bu gölgeye dahildir. Çünkü o, öğle namazı vaktinin ilk belirtisidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Öğle namazının vakti, güneşin batıya doğru kaymasıyla başlar. O zaman kişinin gölgesi boyu kadardır. İkindi girinceye kadar devam eder.[16]

İkindi Namazı

İkindi namazının başlama vakti, öğlenin sona erdiği zaman başlar. Güneş batıncaya kadar devam der. Şu hadîs buna delâlet eder:

Güneş batmadan önce ikindi namazının bir rekâtına yetişen kimse ikindi namazına yetişmiş demektir.[17]

Fakat namazı, her şeyin gölgesinin iki misline ulaştığı zamana kadar ertelememek en güzelidir, zira hadîsten bu anlaşılmaktadır. Bir de Hz. Peygamber´in şu sözü vardır:

İkindi namazının vakti, güneş sapsarı oluncaya kadardır.[18] Bu hadîs, muhtar olan vakte hamledilir.

Akşam Namazı

Akşam namazının vakti, güneşin batmasıyla başlar, kırmızı şafak kaybolup batı tarafında eseri kalmayıncaya kadar devam eder. Kırmızı şafak, güneş ışınlarından kalan noktalardır, güneş battığında doğu tarafında görülür. Sonra karanlık onu batıya doğru kaydırır. Karanlık yeryüzünü kaplayıp batı ufkuna uzandığında, kırmızı şafağın eseri ortadan kalktığında akşam namazının vakti sona ermiş, yatsı namazının vakti girmiş demektir. Vakitleri bildiren hadîs buna delâlet eder. Zira Hz. Peygamber şöyle demiştir: \

Akşam namazının vakti, kızıllık düşünceye kadardır.[19]

Yatsı Namazı

Yatsı namazının vakti, akşamın sona ermesiyle başlar, fecr-i sadık´ın doğuşuna kadar devam eder. Fakat en muhtar görüşe göre, gecenin üçte birinden daha fazla erteîenmemelidir. Fecr-i sadıktan maksat, doğu ufkuna yayılan bir ışıktır; bu ışık güneşin aksetmesiyle meydana gelir. Sonra yavaş yavaş göğe doğru yükselip güneşin doğusuyla tamamlanır. Yatsı namazının başlama, sona erme ve muhtar olan vaktinin delili, vakitleri bildiren hadîsle birlikte bir de şu hadîstir:

Dikkat edin! Şu muhakkak ki uyku ile namaz kaçırmakta bir tefrit yoktur. Tefrit ancak diğer bir namaz vakti girinceye kadar namazını kılmayan kimse içindir.[20]

Bu hadîs, bir namaz vaktinin diğer namaz vakti girdiğinde sona erdiğine delâlet eder. Fakat sabah namazı bundan hariçtir. Zira sabah namazının vakti, öğle namazı vaktinin girmesiyle değil, güneşin doğmasıyla sona erer.

İşte bunlar, beş vakit namazın vakitleridir. Fakat namazları kasden vaktin sonuna bırakıp da vaktin genişliğini mazeret olarak ileri sürmemek gerekir. Çünkü böyle yapmak, namaz vaktinin çıkmasına sebep olabilir. Hatta bu gevşeklik namazı terketmeye bile sebep olabilir. Sünnet olan, namazları vaktin başlangıcında kılmaktır.

Hz. Peygamber´e ´Amellerin en efdali hangisidir ´ diye sorulduğunda ´Vaktinde kılınan namaz´ diye cevap vermiştir.[21]

Namazın bir kısmı vakti içinde, bir kısmı da vakti dışında kıhnırsa, o namaz, vakti içinde kılınmış sayılır. Aksi takdirde kaza edilmiş bir namaz sayılır. Bunun delili, Hz. Peygamber´in şu hadîsleridir:

Kim güneş doğmadan sabah namazının bir rekâtına yetişirse, o, sabah namazına yetişmiştir. Kim güneş batmadan Önce ikindi namazının bir rekâtına yetişirse ikindi namazına yetişmiştir.[22]

Bir namazın bir rekâtına yetişen kimse, o namaza yetişmiştir.[23]

Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler

Namaz kılmanın tahrimen mekruh olduğu vakitler şunlardır:

1. Cuma günü hariç, güneş tam tepedeyken ve sabah namazından sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar namaz kılmak tahrimen mekruhtur.

2. İkindi namazından sonra güneş batincaya kadar namaz kılmak da tahrimen mekruhtur.

Bu vakitlerde namaz kılmanın tahrimen mekruh olduğunun delili şu hadîstir:

Ukbe b. Âmir el-Cühenî şöyle demektedir: “Hz. Peygamber üç vakitte bizi namaz kılmaktan ve ölülerimizi gömmekten nehyetti: Güneş doğmaya başladığından bir mızrak boyu yükselinceye kadar, güneş tam tepeden biraz batıya meyledinceye kadar, güneş batmaya meyledip batıncâya kadar…”[24]

Bu kerahat, sebepsiz kılınan namaz ve kasden gömülen ölü için sözkonusudur. Fakat kendiliğinden o vakitlere rastlayan cenaze için, kaza namazı, mescid namazı gibi namazlar için kerahat sözkonusu değildir. Bunları, bu sebeplerden ötürü o vakitlerde kılmanın mekruh olmadığının delili şu hadîstir:

Kim bir namazı (kılmayı) unutursa, onu, hatırladığında kılsın. Onun bundan başka kefareti yoktur: ´Beni hatırlamak için namaz kıl!´ (Tâhâ/14)[25]

Hz. Peygamber´in ´Onu hatırladığında kılsın´ sözü, hatırladığı zamanın o namazın meşru vakti olduğuna delâlet eder. Bazen kazaya kalan namaz, mekruh olan vakitlerde hatırlanabilir. Bu nedenle kazaya kalan namazın bu vakitlerde kılınmasının bu yasaktan istisna edildiğine delâlet eder.

Ümmü Seleme şöyle diyor: Hz. Peygamber ikindi namazından sonra iki rekât namaz kıldı. Onun ne namazı olduğunu sordum. Bana ´Ey Ebu Umeyye´nin kızı! İkindi namazından sonra kıldığım iki rekâttan sual etmiştin, bunun sebebi şudur: Bana Abdulkays kabilesinden bazı kimse-ier (İslâm´a girmek için) gelmişlerdi. Bunlar, şu öğle namazından sonraki iki rekât (nafile) namazdan beni meşgul edip alıkoymuşlardı. Bu kıldığım iki rekât namaz, öğlenin o iki rekât son sünnetidir´ dedi.[26]

Sebepleri olan diğer namazlar da kazaya kalmış namaza kıyas edilmiştir. Bu mutlak nehiyden Mekke haremi hariçtir; Mekke hareminde her vakitte her türlü namaz kılınabilir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ey Abdimenafoğullan! Şu Kabe´yi ziyaret eden hiç kimseyi, gece veya gündüzün herhangibir vaktinde tavaf etmekten ve namaz kılmaktan menetmeyin.[27]

Farz Namazı İade ve Kaza Etmek

Farz namazlardan birini kıldığı halde, bir eksiklikten veya edeplerine riayetsizlikten dolayı yeniden kılmaya namazı iade etmek denir. Bu müs-tehabdır. Meselâ öğle namazını tek başına kıldıktan sonra, cemaatle tekrar kılmak sünnettir. Farz olan, kişinin ilk kıldığı namazdır, ikinci kez kıldığı namaz ise nafile olarak defterine kaydedilir.

Hz. Peygamber sabah namazını kıldıktan sonra, namazı cemaatle kılmayan iki kişi görünce ´Neden bizimle beraber kılmadınız ´ diye sordu. ´Ey Allah´ın Rasûlü! Biz daha önce konakladığımız yerde namazımızı kıldık´ diye cevap verdiler. Hz. Peygamber ´Sakın böyle yapmayın. Cemaatle beraber namazınızı tekrar kılın. Çünkü daha önce kıldığınız namaz sizin için nafile olur´ dedi.[28]

İlk kılinan namazda eksiklik veya âdaba riayetsizlik yoksa, kılacağı namaz da ilk kılınandan daha faziletli olmayacaksa, onu iade etmek (tekrar kılmak) sünnet değildir.

Vakti çıktıktan veya bir rekât yetişmeyecek kadar kalan zamanda kılınan namaza kaza denir. Eğer bir rekât sığacak kadar zaman varsa, o vakitte kılman namaz kaza değil, edadır. Nitekim bunu daha önce belirtmiştik.

Bütün mezheplerin cumhur uleması, namazı unutarak veya kasden terkeden bir kimsenin onları kaza etmesi gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Ancak kişi unutkanlık veya uyku nedeniyle kılamamışsa günahkâr olmaz ve hemen kaza etmesi de vacib değildir-, istediği zaman kaza edebilir. Özürsüz olarak namazı terkeden bir kimse ise hem günahkâr olur, hem de ilk fırsatta namazını kaza etmek mecburiyetindedir. Terkedilen bir namazın kaza edilmesinin farz olduğunun delili şu hadîstir:

Kim bir namazı (kılmayı) unutursa veya uykuya dalıp kılmazsa, onu, hatırladığında kılsın. Onun bundan başka kefareti yoktur.[29] .

Hz. Peygamber´in ´Onun bundan başka kefareti yoktur´ sözü, sayısı ne kadar olursa olsun, ne zaman terkedilmiş olursa olsun geçmiş namazların kaza edilmesi gerektiğine delâlet eder.

Namaz Kimlere Vacibdir

Erkek veya kadın âkil-bâliğ olan her müslümana namaz kılmak farzdır. Kâfir´e namaz kılmak farz değildir. Kâfir ´Neden namaz kılmadın ´ diye hesaba çekilmez. Fakat ahirette cezayı gerektirmesi açısından kâfir´e de farzdır. Çünkü müslüman olup namaz kılabilirdi. Bunun böyle olduğunun delili şu ayettir:

´Sizi sekar´a (alevli ateşe) sokan nedir ´ (Mücrimler şöyle) derler: ´Biz namaz kılanlardan değildik, fakire yedirmezdik, bâtıla dalanlarla beraber (biz de) dalardık. Hesap gününü de yalan sayardık. Nihayet bize ölüm gelip çattı´. (Müddessir/42-47)

Küçük çocuklara ve delilere namaz farz değildir. Çünkü çocuklar ve deliler mükellef değildir. Hayızlı ve nifaslı kadınlara da namaz farz değildir. Çünkü bu durumda iken namaz kılmaları sahih olmaz; onlarda namaza mâni olan abdestsizlik hali mevcuttur.

Kâfir, müslüman olduğu zaman küfürdeyken geçen namazları kaza etmekle mükellef değildir. Şeriat bunu, dine teşvik etmek amacıyla böyle bir hükme bağlamıştır.

Kâfirlere de ki: ´Eğer(küfürden) vazgeçerlerse geçmiş (günah)îarı bağışlanır1. (Enfal/38)

Ancak mürted olan bundan müstesnadır. Onun, tekrar İslâm´a döndükten sonra, irtidat zamanında geçirdiği namazları ceza olarak kaza etmesi farzdır.

Kadınların hayızh ve nifaslı iken geçirdikleri namazları kaza etmeleri farz değildir. Çünkü bu namazları kaza etmeyi farz kılmak, kadınlara meşakkat olur. Delinin de deliiik zamanında kılmadığı namazları kaza etmesi vacib değildir. Baygın olan kimsenin de durumu aynıdır. Bunun delili şu hadîstir:

Kalem (mesuliyet) üç kişiden kaldırılmıştır: Baliğ oluncaya kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, akıllanıncaya kadar deliden.[30]

Hadîs, deli hakkında varid olmuştur. Aklı, herhangibir sebepten ötürü zayi olanlar da deliye kıyas edilmiştir. Uykuda olduğu için namazı kaçıran bir kimseye, namazı kaza etmesinin vacib olduğu daha önce geçen şu hadîsten anlaşılmaktadır:

Kim bir namazı, unutarak veya uyuduğu için kaçırırsa, hatırladığı zaman onu kılsın.

Çocuk yedi yaşını doldurduktan sonra, ona, alışkanlık kazanması için namaz kılmayı emretmek vacibdir. On yaşında iken namazı terkederse dövülmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Çocuk yedi yaşına geldiğinde ona namaz kılmasını emredin. On yaşına geldiğinde namazı terkederse onu dövün.[31]

——————————————————————————–

[1] Müslim/668, (Cabir b. Abdullah´tan)

[2] Müslim/667, (Ebu Hüreyre´den)

[3] Buharî/342; Müslim/163

[4] Buharî/1331; Müslim/19

[5] Buharî/46; Müslim/İl

[6] İbn Hibban/258

[7] Buharî/505, (Ebu Hüreyre´den)

[8] Müslim/231, (Hz. Osman´dan)

[9] İmam Ahmed, VI/421, V/338

[10] Buharî/25; Müsim/22, (İbn Ömer´den)

[11] Ebu Dâvud/1420 ve başka muhaddisler, (Ubade b. Samit´ten)

[12] Müslim /82 ve başka muhaddisler (cabirden)

[13] Ebu Dâvud/393; Tirmizî/149

[14] Müslim/6l4 ve başka muhaddisler

[15] Müslim/612

[16] Müslim/612

[17] Buharî/554; Müslim/608

[18] Müslim/6l2

[19] Müslim/612

[20] Müslim/681, (Ebu Katade´den)

[21] Buharî/504; Müslim/85

[22] Buharî/554; Müslim/608

[23] Buharî/555; Müslim/607

[24] Müslim/831

[25] Buharî/572; Müslim 684, (Enes´ten)

[26] Buharî/1176; Müslim/834

[27] Tirmizî/868; Ebu Dâvud/1894

[28] Tirmizî/219

[29] Buharî/572; Müslim/684 ve başka muhaddisler

[30] Ebu Dâvud/4403 ve başka muhaddisler

[31] Ebu Dâvud/494; Tirmizî/407. (Tİrmi2Î sahih-hssen demiştir).