• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/muhsindemirtas
  • https://plus.google.com/u/0/+MuhsinDemirtaşDuaFM/posts
  • https://twitter.com/MuhsinDemirtas
Trabzon Tel Çit
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 16° 11°

Riba




Riba´nın Tarifi

Lugatta riba ´artış, fazlalık´ anlamına gelir. Nitekim şu ayet-i kerime­lerde riba kelimesi bu mânâda kullanılmıştır.

Yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat biz üzerine (gökten yağmur) suyu indirdiğimizde canlanır, kabarır (=rebet).

(Hac/5)

Yanr üzerine yağmurun yağmasıyla toprak hareket etmeye, yüksel­meye başlar, kabarır.

Bir topluluk diğer bir topluluktan daha fazla (=erbâ) olduğu için.

(Nahl/92)

Yani sayıca ve kuvvet bakımından daha fazla olduğu için…

İnsanların mallarında, artması için verdiğiniz riba Allah katında artmaz.

(Rum/39)

Yani sermayelerinin üzerine fazladan faiz yemek için, mallarının artması, nemalanması için verdiğiniz herşeyi Allah Teâlâ mahveder ve onu bereketlendirmez.

Fakihlefin ıstılahında riba´nm iki mânâsı vardır: Biri özel bir bedel karşılığında yapılmış akiddir ki şeriat terazisinde ve akid esnasında eşit oldukları malum değildir veya bedelin tehir edilmesiyle beraber yapılır.

´Özel bir bedel´den maksat, beyanı gelecek olan ribalı muameleler­dir. ´Eşit olup olmadıkları malum olmayan´dan maksat da bedellerin birinin diğerinden fazla olması veya eşit olduklarının meçhul olmasıdır. ´Şeriat terazisi´nden maksat ise ölçü veya tartısının belli olmamasıdır. ´Akid esnasında´ dememizin sebebi, akidden sonra bedeller arasındaki temasül bilindiği takdirdeki durumu tariften çıkarmak İçindir. Meselâ kişi bir yığın buğdayı başka bir yığın buğdayla değiştirir, fakat kaç kg. veya kaç ölçek olduğunu bilmezse, işte bu alışveriş ribalı bir akiddir. Akidden sonra yığınlar ölçülse ve eşit oldukları anlaşılsa bile yine de ribalı bir akiddir, çünkü akid esnasında onların eşit oldukları bilinmemektedir. ´Bedellerin birinin veya ikisinin ertelenmesi´nden maksat da kişilerin mal­ları akid yaptıkları mecliste vermemeleri veya akidde zaman şartı koşmalarıdır.

Kendisinde Riba Cereyan Eden Mallar

Riba şu altı malda cereyan eder:

1. Altın

2. Gümüş

3. Buğday

4. Arpa .

5. Hurma

6. Tuz

Riba´nın sadece bu altı maddede cereyan etmesinin sebebi, bu maddeler hakkında nass´in varid olmasıdır. Hz. Peygamber şöyle buyur­muştur:

Gümüşü altınla değiştirmek ribadır, meğer ki (iki taraftan biri diğe­rine) ´Ha af (o da öbürüne) ´Ma ver´ diye(rek) elden ele peşin verip almış olsunlar. Buğdayı buğdayla değiştirmek de ribadır. Meğer ki (iki taraf birbirine) Ha al! Ha ver! diye(rek peşin alıp versinler). Hur­mayı hurma ile satmak da riba´dır. Meğer ki Ha al! Ha ver! denilsin.[1] Riba bu altı maddenin dışındaki maddelerde de olur. Burada hüküm illet ve nedene göredir. Bu bakımdan riba´nın illeti hangi maddelerde ta­hakkuk ederse, o maddelerde de riba olur. Riba´nın illetinden maksat on vasıftır.ki bunlar hangi maddede bulunursa, o maddede riba cereyan eder; yani aynı illet karşılıklı verilen mallarda varsa o muamele ribalı mu­amele olur. İşte bundan ötürü yalnız hadîste zikredilen maddelerde değil, aynı illetle malul olan diğer maddelerde de riba cereyan eder. Fakihler nasslardan bu hükmü çıkararak şöyle demişlerdir: “Hadîste zikredilen maddeler ya altın ve gümüş gibi paralar veya buğday, arpa, hurma, tuz gibi insanların zorunlu ihtiyaçları olan yiyecek maddeleridir”. Buna göre bir maddede riba´nın cereyan etmesinin illeti (nedeni) para veya yiyecek maddesi olmasıdır; onun ölçü veya tartısının belli olmasıdır. Bu bakımdan sanki Sâri şöyle demektedir: ´Paralar ve yiyecek maddeleri birtakım şartlar dışında kendi cinsleriyle değiş-tokuş yapılmaz´.

Bu söylediklerimizden sonra anlaşılmıştır ki günümüzde kullanılan paralar da altın ve gümüş hükmündedir. Yine aynı şekilde insanların ye­diği yiyecek maddeleri de hadîste zikredilen buğday, arpa, hurma ve tuz hükmündedir. Bunların dışında kalan madenler, kumaşlar ve insanların yiyeceği olmayan maddelerde riba cereyan etmez. Bu maddelerin ölçü­lerek veya tartılarak veya başka bir şekilde değiş-tokuş edilmesinde riba sözkonusu değildir.

Riba´nın Çeşitleri ve Bunların Hükümleri

Fakihler bir muamelenin ribalı olup olmadığına karar verirken önce sözü geçen ribalı malların birbirleriyle değiş-tokuş edilmesine, bu malların birinin diğerinden fazla olup olmadığına ve zaman tayin edilip edilmediğine bakarlar ve riba´yı çeşitlere ayırırlar:

1. Riba-yı Fadl

Riba-yı Fadl değiştirilen malların birinin diğerinden fazla olmasıdır. Meselâ 1 müdd buğdayı 2 müdd buğdayla değiştirmek veya 100 gram al­tını 110 gramla değiştirmek riba-yı fadl´dır. Bu çeşitte, riba´nın mânâsı artıştır ve bu açıkça görülmektedir. Bu tür muamele hem haram, hem de yasaktır. Hz. Peygamber şöyle, buyurmuştur:

Altını altın ile satmayınız, ancak bunlardan bazısını bazısına ziyade etmeyerek misli misline (eşit şekilde) satış yapınız. Gümüşü gümüşle satmayınız, ancak bunlardan bazısını bazısına ziyade etmeyerek misli misline (eşit şekilde) satış yapınız.[2]

Altınla altın, gümüşle gümüş, buğdayla buğday, arpa ile arpa, hur­mayla hurma, tuz ile tuz, misli misline ve elden ele (mübadele edil­mesi caiz)dir. Her kim artırır yahut fazla almak isterse, muhakkak riba yapmış olur. Bunda alan ve veren müsavidir.[3]

Burada mallardan birinin daha kaliteli diğerinin de daha kalitesiz ol­ması veya değiştirilen altının birinin işlenmiş diğerinin işlenmemiş olması hükmü değiştirmez. Çünkü Hz. Peygamber, değiştirilen malların birinin diğerinden fazla olmasını yasaklamıştır.

Ebu Said el-ITudrî şöyle rivayet ediyor: “Bilâl en iyi cinsten bir miktar hurma getirdi. Rasûiuliah (s.a) ona şöyle dedi:

– – Bu hurma nereden

– Bizde adi hurma vardı, Peygamber´in yemesi için işte bu adi hurmalardan iki sa´ vererek karşılığında bir sa1 iyi hurma aldım.

– Eyvah, eyvah! Bu, riba´nın ta kendisidir. Sakın böyle yapma. Lakin iyi cins hurma almak istediğin zaman önce adi hurmayı para ile sat, sonra eline geçen ile iyi cins hurma satın al”.[4]

İşlenmiş altınla işlenmemiş altın arasındaki değiş-tokuş da aynen böyledir; yani işlenmiş altınla işlenmemiş altın birbirleriyle değiştirilirse, tartıları eşit olmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber ´Gümüşü gümüşle değiştir­meyin. Meğer ki misli misline olsun´ buyurmuştur. Hadîsin lafzı mutlaktır, yani işlenmiş ve işlenmemiş gümüşü de kapsar. Bu nedenle değiş-tokuş yapılan gümüş veya altın -ister işlenmiş, ister işlenmemiş olsun- aynı mik­tarda olmalıdır. Değiş-tokuş edilen gümüşlerden biri diğerinden daha ağır olursa bu ribalı muamele olur. Eğer kişi işlenmiş gümüş almak istiyorsa para ile almalıdır.

2

2. Riba-yı Nesa

Rİba-yı Nesa riba cereyan eden bir malı diğer bir malla bir müddet sonra vermek şartıyla değiştirmektir. Burada iki malın cinsinin aynı olup olmaması, birinin diğerinden fazla olup olmaması meseleyi değiştirmez. Meselâ bir avuç buğdayı bir avuç buğdayla veya bir avuç arpayı.iki avuç arpayla iki ay sonra vermek üzere değiştirmek riba-yı nesa, yani gecik­meli ribadır; yani bir taraf peşin veriyor, öteki taraf iki ay sonra verecek veya 10 gram altını 10 gram altınla veya 10 gram gümüşü 20 gram gü -müşle falan gün veya bir gün sonra veya iki saat sonra vermek üzere de­ğiştirmek de aynı şekilde riba-yı nesa´dır. Bu tür muameleler haram ve yasaktır, çünkü bu muamelede riba´nın mânâsı hakiki olarak mevcuttur, zahiri görünmemesi durumu değiştirmez. Çünkü peşin olması borca kal­masından üstündür. Burada bedellerin birinde artış sözkonusudur, her iki mal da peşin olursa artış bertaraf edilir. Hz. Peygamber şöyle buyur­muştur:

Sakın hazır olanı gaip olanla değiştirmeyin.

Yani hazırda olan bir malı peşin vererek iki ay sonra verilecek bir malla değiştirmeyin. Ayrıca Hz. Peygamber´in ´Ancak misli misliyle ve el­den ele olmak şartıyla değiştirin´ buyurduğu da varid olmuştur. Fakat malların cinsleri değişik olursa istenildiği gibi değiştirilebilir. Meselâ 100 kg. altın verip 1000 ton gümüş, 1000 ton buğday verip 10.000 ton arpa alınabilir, ancak malların hazır olması ve peşin olarak verilmeleri şarttır.

3. Riba-yı Yed

Riba-yı Yed riba cereyan eden iki malın değiş-tokuş edilip birinin veya her ikisinin akid meclisinden ayrıldıktan sonra teslim edilmesidir. Zira yukarıda zikredilen hadîs, malların akid yapılan mecliste teslim edil­mesinin vacib olduğuna delâlet etmektedir.

Aynı Cins Sayılan ve Aynı Cins Sayılmayan Maddeler

Fakihler aynı cins sayılan ve aynı cins sayılmayan maddelerin bilin­mesi hususunda şu kaideyi koymuşlardır: Aynı hilkat ve isimde olan şey­ler tek cins, ayrı hilkat ve isimde olan şeyler ayrı cinstir.

. İsm-i has´tan maksat, birşeyi ortak isimde olan diğer şeylerden ayıran isimdir. Meselâ hurma, ism-i has´tır ve diğer meyve çeşitlerinden bu isimle ayrılır.

Hilkat´tan maksat ise üzerinde yaratıldığı şekildir. Burada isim yeterli sayılmaz. Altın bütün çeşitleriyle tek cinstir, gümüş de böyledir. Hurma, üzüm, buğday, arpa bütün çeşitleriyle birer cinstirler. Yaşı ve kurusu olan -yaş ve kuru üzüm, yaş ve kuru hurma gibi- her madde yaşı ve kurusuyla birlikte tek cinstir. Bir asılda birleşen maddeler de asıllanyla Deraber tek cinstir. Bu bakımdan buğday, buğday unu ve bulgur aynı cinstir. Hayvanların etleri ayrı cinstirler; koyun ve keçi bir cins, sığır ve manda bir cins, develer de bir cinstir. Etin kırmızı veya beyaz olması ; arasında fark yoktur, onlar tek cins sayılır. Tek cins sayılan hayvanların etiyle beraber bulunan yağ; kemer, göğüs ve sırt yağlan tek cinstir. Karındaki yağ ve oturaklar da ayrı birer cinstir. Onlar hem. yağ, hem de et cinsinden ayrı bir cinstir. Devenin hörgücü, ciğeri, dalağı ve diğer organları da değişik cinslerdir. Cinsleri muhtelif olan asılların dallan da asılları gibi değişik cinstirler. Bu bakımdan buğdayın unu ayrı bir cins, arpanın unu ayrı bir cinstir. Üzümden yapılan sirke ayrı bir cins, hurmadan yapılan sirke de ayrı bir cinstir. Yağlar d;a böyledir; yemek veya ilaç için kullanılan yağlar da asılları gibi değişik cinstirler. Sütler de değişik cinstirler; koyun ve keçi sütü tek cinstir. Sığır ve manda sütü de tek cinstir. Devenin sütü de tek cinstir. Kuşların yumurtaları da asıllarına göre değişik cins sayılırlar.

Aralarında Riba Cereyan Eden Malların Birbirleriyle Değiş-Tokuşunun Sahih Olmasının Şartları

İnsanlar genellikle aralarında riba cereyan eden mallarla değiş-tokuş yapmazlar, o mallan diğer cinslerle değiştirirler. İslâm şeriatı da sıkıntı ve zorlukları kaldırarak kolaylık getirmiştir.

Allah size kolaylığı diler ve size zorluk dilemez. (Bakara/185)

O size dinde güçlük kılmadı. (Hac/78)

Allah Teala birtakım şartlar dahilinde bu mallarla alışveriş yapmayı onları bırbır erinin bedeli olarak alıp-vermeyi meşru kılmıştır. Şartlar dahi­linde o mallarla alışveriş yapmak sahih olur, zira o şartlar yapılan mua -meleyı riba olmaktan çıkarmaktadır. Riba ise akid yapan kişileri günaha sokmakladır. Bu şartlan riba´mn illet ve çeşitlerinden bahsederken söz aralarında zikretmiştik, burada onları toplu olarak sıralamak istiyoruz-

1. Aynı mecliste olmalıdır.

Aralarında riba cereyan eden mallar kendi cinsiyle değiştirilirse, -meselâ buğday buğdayla, şeker şekerle, altın altınla- bu muamelenin riba olmaması için şu şartların bulunması gerekir:

a. Değiştirilen iki mâl eşit olmalıdır.

Eğer biri bir ölçekse diğeri de bir ölçek, biri 1 müdd ise diğeri de 1 miidd, biri 1 litre ise diğeri de 1 litre olmalıdır. Eğer onlar tartılan mallar­dan ise ikisi de aynı kilo da olmalıdır. Sayılan mallardan ise ikisi de aynı sayıda olmalıdır.

b. Değiştirilen mallar aynı mecliste taraflara teslim edilmelidir.

Eğer meclisten ayrıldıktan hemen sonra teslim edilse, bu ribalı bir muamele olur. Yukarıda zikredilen hadîslerde malların misli misline ol­ması gerektiği belirtilmiştir. Bu hadîsler, misli misline değiştirilmeyen aynı cins malların ribalı muamele hükmünde olduğuna delâlet eder. Yine zik­redilen hadîslerde belirtilen elden ele veriniz ibaresinden, malların aynı mecliste peşin olarak verilmesi durumunda akdin sahih olacağı anlaşıl­maktadır.

2. Değiştirilen malların cinsinin ayrı, illetinin aynı olması gerekir.

Aralarında riba cereyan eden ve ayrı cinslerden olmakla beraber il­letleri aynı olan iki malın değiştirilmesinin riba olmaması için şu şartların bulunması gerekir:

a. Akid derhal olmalıdır.

b. Mallar akid meclisinde teslim edilmelidir.

Burada malların misli misline olması şart değildir; yani bir avuç buğ­day iki avuç arpa ile, 1 gram altın, 5 gram gümüşle değiştirilebilir. Ubade b. Samit´ten rivayet edilen hadîs buna delâlet etmektedir; yani farklı cinsten olan mallar birbirleriyle -elden ele vermek şartıyla- istenildiği gibi değiş-tokuş yapılabilir; misli misline olması gerekmez.

3. Değiştirilen malların illetlerinin farklı olması.

Ribalı mallarda illetin malların asıllarında değil itibarlarında olduğu­nu belirtmiştik. Aralarında riba cereyan eden aynı cins iki malın illetinin değişik olması mümkün değildir. Ancak malların cinsi değişik -meselâ . biri para diğeri yiyecek- olursa bu mümkün olabilir. Öyleyse değiştirilen malların illetinin farklı olması durumunda alışverişin sahih olması için sözkonusu şartların bulunması zoruniu değildir. Bu bakımdan aynı mecliste teslim edilme şartı bulunmadan bir yığın buğday 10 gram altına satılabilir.

Ebu Hüreyre ve Ebu Said şöyle rivayet etmişlerdir: Rasûlullah (s.a) Ensar´dan Adîyoğullan´nın bir kardeşini Hayber´e vali tayin etti. Sonra bu zat Hayber´den cenib (denilen en iyi cins) hurma ile geldi. Rasûlullah ona şöyle sordu:

– Hayber´in bütün hurmaları böyle midir

– Vallahi hepsi böyle değildir ey Allah´ın Rasûlü! Biz bu iyi hurma­dan 1 sa´ alır, karşılığında 2 sa´ adi hurma veririz.

– Böyle yapmayın, lakin misli misline (eşit şekilde) değiştirin. Yahut adi hurmayı para ile satın da onun parası ile bu iyi hurmadan satın alın. Tartılabilen (aynı cins) riba maddeleri hep böyledir-.[5]

Bu hadîs, aynı cinsten olan ve ayrı cinslerden olan malların değiştiri­lebileceğine delâlet etmektedir.

4. Ribalı bir malın ribalı olmayan bir mal ile değiştirilmesi.

Ribalı bir malın, ribalı olmayan bir mal ile değiştirilmesi mutlak şe­kilde helâldir. Aralarında riba cereyan eden malların değiştirilmesi duru­munda riba´dan kurtulmak için bulunması gereken şartların bu muame­lede bulunması gerekmez; yani bu muamelede malların misli misline ol­ması, aynı meciste peşin olarak teslim edilmesi şart değildir, çünkü bu akid, mallardan birinin ribalı olmaması nedeniyle ribalı akid olmaktan çıkmıştır. Bu bakımdan herhangibir yiyeceğin elbise ile değiştirilmesi veya para ile başka bir maddenin değiştirilmesi mutlak şekilde caizdir; bu tür muamelelerde malın birinin diğerinden fazla olması, peşin veya veresiye olması, cinslerinin aynı olması hükmü değiştirmez.

Değiş-Tokuş Edilen Mallarda Denkliğin Tahakkuku ve Denkliğe Mani Olan Durumlar

Aralarında riba cereyan eden malların birinin diğeriyle değiştirilmesi durumunda mallar arasında denklik bulunması gerektiğini ve alışverişin riba muamelesinden çıkıp sahih olması için bulunması gereken şartları belirtmiştik. Şimdi değiştirilen mallar arasındaki denkliğin mahiyetini ve bu denkliğe mani olan hususları izah etmek istiyoruz:

Değiş-Tokuş Edilen Mallar Arasında Denkliğin Tahakkuku

Değiştirilen mallar arasında denklik, tartı ve ölçülerinin veya sayıları­nın eşit olmasıyla tahakkuk eder. Burada itibar edilmesi gereken husus, ölçülen malların ölçülerinin, tartılan malların tartılarının eşit olmasıdır.

Malın Ölçülen veya Tartılan Mallardan Olduğuna Karar Verilmesi

Bir malın ölçülen veya tartılan mallardan olup olmadığına karar ver­mek için Mekke ve Medinelilerin Hz. Peygamber zamanındaki âdetlerine bakılır. Çünkü Hz. Peygamber onların âdetlerini bildiği halde buna müsaade etmiştir. Bu da takrir-i sünnet´tir. Ayrıca Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Miyar (esas) olan tartı Mekke halkının tartışıdır. (Miyar olan) ölçek de

Medine halkının ölçeğidir.[6]

Bu bakımdan Hicaz ehlinin herhangibir husustaki örfü, o mesele hakkında esas kabul edilir. Çünkü Hz. Peygamber o örfü görüp tasdik etmiştir. İnsanların değişik bölgelerdeki örfleri dikkate alınmaz. Ancak Hz. Peygamber zamanında hakkında herhangibir âdet bulunmayan du­rumlarda şu esasa göre karar verilir: Eğer ayva, nar, patlıcan gibi ölçül­mesi halinde aralarında boşluk kalan maddelerden ise, onun tartılan, maddelerden olduğu kabul edilir. Ölçülmesi mümkün olan mallarda ise iki vecih vardır: Biri Hicaz´da o mala en fazla benzeyen madde gibi kabul edilmesi, diğeri o memleketin örf ve âdetine itibar edilmesidir ki bu daha kuvvetli bir görüştür.

Hanefîlerden İmam Ebu Yusuf şöyle der: ´Bir malın ölçü veya tartı ile satılacağına, halkın örf ve âdetine bakılarak karar verilir. Halk bir malı ölçü ile satıyorsa esas olan ölçüdür, tartı ile satıyorsa esas olan tartıdır. Buradaki örf her memleketin kendi örfüdür. Hadîslerde, muamelelerin örf üzerine cereyan etmesinin söylenmesi, o günkü insanların o örfe göre davranmaları sebebiyledir. Eğer örf onun hilafına cereyan etseydi, nass da ona göre varid olacaktı´.

Müteahhir Hanefî âlimlerinden bazıları Ebu Yusufun bu görüşüyle amel etmeyi tercih etmişlerdir. Bu görüş halk için daha kolay ve maslahata daha uygundur. Aksi takdirde birçok memleketteki halkın mu­amelelerinin fasid ve bâtıl, halkın da asi ve fastk.olduğuna hükmetmek gerekecektir. Bu yüzden biz Ebu YusuPun bu görüşüyle amel etmekte herhangibir sakınca görmüyoruz. Allah hakikati daha iyi bilir.

Değiş-Tokuş Edilen Mallarda Denkliğin Ne Zaman Arana­cağı

A. Değiştirilen mal ribalı mallardansa, ölçü ve tartıda değişiyorsa, yaşı ve kurusu varsa, kuru halindeki denkliğine itibar edilir. Bu bakımdan kurumadıkça bir dane, bir dane ile değiştirilemez. Denkliğin tam gerçek­leşmesi için kabuklarının temizlenmesi de gerekir. Yaş hurma yaş hurma ile değiştirilemediği gibi, yaş hurma kuru hurma ile de değiştirilemez. Yaş üzüm yaş üzümle, yaş üzüm kuru üzümle değiştirilemez. Çünkü bunlarda denklik, ancak kuruduktan sonra tahakkuk eder. Meyvelerin de yaşı kurusu ile değiştirilemez.

Sa´d b. Ebî Vakkas şöyle demiştir: “Rasûlullah´tan işittim; yaş hurma mukabilinde kuru hurma satın almanın hükmü kendisine sorulduğunda, etrafındakilere ´Yaş hurma, kuruduğu zaman eksilir mi ´ diye sordu. Onlar da ´Evet´ deyince, bunu menetti”.[7]

B. Salatalık, kurusu olmayan üzüm, kurusu olmayan hurma, zeytin gibi yiyecekler yaş olsalar bile denk olmaları yeterlidir.

Bu mallar ölçekle satılan mallar olsa bile tartı ile de satılabilirler.

C. Un, bulgur, nişasta ve benzeri maddelerde denkliğin sağlanması yeterli değildir.

Bu bakımdan bunlar cinsinden olan misilleriyle ve asıllarıyla değiştirilemezler. Çünkü bunlarda denklik sağlanması mümkün değildir, zira bunların yumuşaklık ve sertlikleri değişiktir. Ayrıca bunlar ölçek ile satılan mallardandır ve bunların ölçekte bıraktığı boşluk da farklı farklıdır. Ancak bunlar aynı cinsten olmayan maddelerle değiş-tokuş yapılırsa, meselâ buğday unu arpa unuyla aynı miktarda veya farklı miktarlarda değiştirilirse akid sahih olur. Çünkü cinsleri değişiktir. Fakat her iki mal da peşin olarak teslim edilmek şartıyla sahih olur.

D. Susam gibi yağı çıkan maddelerin hem asıllarında, hem de yağla­rında denklik itibara alınır. Ancak susam ile susam yağı değiş-tokuş edi­lemez, çünkü burada denklik tahakkuk etmez.

E. Üzümlerde denklik, kuru olduğu zaman tahakkuk eder.

Hurma da üzüm gibidir. Bunların sirke ve şıralarında da denklik ta­hakkuk eder.

F. Katıksız sütte denklik tahakkuk eder.

Üzerindeki köpük durulduktan sonra sütle süt değiş-tokuş edilebilir. Yoğurt hem yoğurtla, hem de sütle misli misline değiştirilebilir. Güneşle veya ateşle tasfiye edilen yağda da denklik tahakkuk eder. Ancak peynir, çökelek veya kaymak olan sütte denklik tahakkuk etmez, çünkü peynire maya, çökeleğe tuz, kaymağa yağlı süt katılmaktadır. Bu bakımdan süt sütten yapılan maddelerle değiş-tokuş edilemeyeceği gibi, kaymak ile yağ, peynir ile çökelek de değiştirilemez.

Denkliğe Mâni Olan Hususlar

Ayrı cinslerden olan iki şey arasındaki denkliğe mâni olan hususlar:

a. Ateşin tesir etmesi

Ateşin tesir ettiği -pişirilen et, kaynatılan süt, haşlanan nohut gibi-maddeler, kendi cinsleriyle de misli misline değiştirilemez. Çünkü ateşin tesiri sınırsızdır. Bu bakımdan burada denklik tahakkuk etmez. Ancak ateşin, ayırmak üzere tesir etmesi denkliğe mani olmaz. Meselâ ateşin tesir edip balı balmumundan, yağı sütten, altın ve gümüşü posasından ayırması bu maddelerde denkliğin tahukkuk etmesine mâni değildir.

b. Karışım

Ribalı bir mal, cinsinden olmayan başka bir mal ile karışırsa, o mal ister ribalı olsun, ister olmasın, artık o malda denklik tahakkuk etmez. Çünkü karışan malın miktarının ne kadar olduğu bilinmemektedir. Dolayısıyla karışan mal, aynı cinsten olan başka birşeyle değiştirilemez. İşte bu nedenle peynirde, çökelekte denklik itibara alınmamıştır.

Değiş-Tokuş Edilen Mallardaki Denklik Zan ve Tahmine Dayalı Değil, Kesin Olmalıdır.

Aralarında riba cereyan eden iki,malın değiş-tokuşunun sahih ol­ması için ölçü veya tartılarının eşit olması gerektiğini söylemiştik. Bu eşit­lik zan ve tahmine dayalı değil, kesin olmalıdır; yani her iki mal da akid´ den önce ölçülmeli veya tartılmahdır. Meselâ Zeyd bir yığın buğday vere­rek Amr´dan bir yığın buğday alırsa veya 100 sa´ buğday verip bir yığın buğday alırsa, bunu da ölçü ve tartı ile değil de tahmin üzere yaparsa, bu alışveriş sahih olmaz. Çünkü iki mal arasında fazlalık ihtimali vardır. Aynı cins olan malların değiş-tokuşunun sahih olması için aralarında fazlalık ihtimalinin olmaması gerekir.

Cabir b. Abduliah´dan şöyle rivayet edilmiştir: ´Rasûlullah (s.a), kile miktarı bilinmeyen hurma kümesini, kile miktarı tesmiye (tayin) edilmiş hurmaya mukabil satmayı nehyetti´.[8]

İbn Mes´ud da şöyle demiştir: ´Bir hususta helâl ve haram hükmü bir araya geldiğinde haram hükmü, helâl hükmüne takdim edilir´. Yani hem harama, hem de helâle muhtemel bir hususta, o şeyin haram olma ihtimali, helâl olma ihtimaline takdim edilir ve men edilir. Bunun sebebi, dinde ihtiyatlı davranmak ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Burada fazla­lığın olmama ihtimali, bir yığını bir diğeriyle değiş-tokuş etmenin helâl olmasını gerektirirse de fazlalık ihtimali, bu işleri yasaklamayı gerektirir ve yasak takdim edilir.

el-Muzâbene ve´I-Muhakale

Fazlalık ihtimali sözkonusu olarak değiş-tokuş yapılan ribalı malların birine muzâbene, diğerine muhakale denir. Muhakale, başaktaki ekinin, samandan ayrılmış buğday ile değiş-tokuş edilmesidir. Muzâbene ise ağaçta bulunan yaş hurmanın miktarını tahmin ederek kuru hurma ile değiştirmektir. Her iki muamele de şer´an yasaktır, çünkü değiş-tokuş edilen malların eşit olduğu kesin olarak sabit olmamıştır.

İbn Ömer´den şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a) muzâbeneyi yani ağaçta bulunan yaş hurmaları tahmin ederek kuru hurma mukabi­linde satmayı, kuru üzümü yaş üzümle (yine böyle tahminî) ölçekle sat­mayı; başaktaki yaş ekini de tahmin ederek samanından ayrılmış buğday mukabilinde satmayı yasakladı´.[9]

el-Arâya (=Ariyye)

el-Arâya (^Ariyye) lugatta, sahibinin yemek için ayırdığı ağaç de­mektir. Buna bu ismin verilmesinin sebebi, onun bahçeden ayrı kabul edilip satılmamasıdır. Arâya´nm ıstılahı mânâsı ise ağaçta bulunan yaş hurmaları tahminî olarak kuru hurma ile değiş-tokuş etmektir. Bu da 5 vasık´tan fazla olmamalıdır.

Şeriat insanlara kolaylık olması için, yenmek üzere ayrılan ağaçların yaş hurmalarının kuru hurma ile değiş-tokuş edilmesine izin vermiştir. Çünkü insanlar yaş hurma ve yaş üzüm yemeyi arzu ederler. Fakat her insanın bahçesi ve parası olmadığından yaş hurma ve yaş üzüm yemesi mümkün olmaz. İşte bu nedenle şeriat buna izin.vermiştir. Bunun meşru olduğunu bildiren birçok hadîs vardır.

Sehl b. Ebî Hasme´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Rasûlullah (s.a) muzâbene´den (yaş hurmayı ağacında tahmin ederek kuru hurma ile satmaktan) nehyetti. Ancak ariyye denilen muameleye ruhsat verdi´.[10]

Ebu Hüreyre şöyle rivayet ediyor: ´Hz. Peygamber ariyye muame­lesine 5 vasık´a (takriben 700 kg.) veya daha azma kadar ruhsat verdi´.[11]

Râfi b. Hadîc ve Sehl b. Ebî Hasme´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Hz. peygamber muzâbene´den (ağaçtaki yaş hurmayı kuru hurma ile değiş-tokuş etmekten) nehyetti. Ancak ariyye sahiplerini nehyetmedi. Hiç şüphe yok ki ariyye sahiplerine izin verilmiştir´.[12]

Görüldüğü gibi ariyye sahiplerinin daldaki yaş hurma Üe kuru hur­mayı değiş-tokuş etmelerine ruhsat verilmiştir. Üzüm de hurma´ya kıyas edilmiştir, çünkü ikisi de zekât düşen mallardandır.

Eti Etle, Eti Canlı Hayvanla, Hayvanı Hayvanla Değiş-Tokuş Etmek

Etler asıllarına göre ayrı cinstirler ve ribalı mallardandırlar. Bu ba­kımdan etlerin bir kısmı diğeriyle değiş-tokuş yapılabilir. Eğer aynı cins­ten iseler aralarında denklik olmalı ve peşin olarak değiş-tokuş yapıl­malıdır. Fakat ayrı cinsten iseler, meselâ koyun eti ile sığır eti değiştirili-yorsa, fazlalık caizdir.

Hayvanın Hayvanla Değiş-Tokuş Edilmesi

Yukarıdaki izahlardan canlı hayvanın ribalı mallardan olmadığı anla­şılmıştır, çünkü canlı hayvan ne yiyecek, ne de paradır. Bu nedenle ister aynı cinsten, ister farklı cinsten olsun, ister fazlalık bulunsun, ister bulun­masın hayvan hayvanla değiş-tokuş yapılabilir. Meselâ bir koyun iki ko­yunla, bir koyun bir deve ile, bir deve üç koyunla takas yapılabilir. Bunların binek hayvanı veya yük hayvanı veya eti için beslenen besi hayvanı olması hükmü değiştirmez. Hayvanlar peşin para ile de, borca da satılabilir.

Abdullah b. Amr´dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber ona bir ordu hazırlamasını emretti, ordunun hazırlanması tamamlanmadan eldeki develer bitti. Rasûlullah, Abdullah´a, ileride sadaka develerinin gençlerinden vermek üzere deva satın almasını emretti. Bunun üzerine Abdullah b. Amr, ileride sadaka develerinden iki deve vermek üzere bir deve alıyor, ordunun eksiklerini tamamlıyordu.[13]

İmam Nevevî bu hadîs hakkında sükut etmiş, onun hasen veya sahih olduğunu söylememiştir.[14]Onun sükut etmesi -her ne kadar hadîsin isnadında nazar varsa da- bu hadîsin onun katında sahih olduğuna delâlet eder. Beyhakî ´Bu hadîs sahihtir´ diyerek senediyle zikretmiştir.

Eti Hayvanla Değiş-Tokuş Etmek

İster peşin, İster borca olsun, ister aynı cinsten, ister ayrı cinsten ol­sun, ister eti yenen, ister yenmeyen olsun eti hayvanla değiş-tokuş etmek hiçbir şekiide caiz değildir. Et hükmünde olan yağ, böbrek, kalp, dalak ve hayvanın yenen diğer kısımları da böyledir. Âlimler tabaklanmış deri ile hayvanın değiş-tokuş edilmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Zira tabaklanan deri, et ve et mânâsında olan diğer şeylerden ayrılır. Tabaklanmamış deri ise et hükmündedir, dolayısıyla hayvanla değiş-tokuş edilmesi caiz değildir.

Semure´den şöyle rivayet edilmiştir: ´Hz. Peygamber koyunu et mukabilinde satmayı yasakladı´.[15]

Said b. Müseyyeb´den mürsel olarak şöyle rivayet edilmiştir: ´Hz. Peygamber hayvanı et mukabilinde saunayı yasakladı´.[16]

Ribah Muamelelerin İlletler Açısından Hükmü

Aralarında riba cereyan eden aynı cins iki malın değiştirilmesinde fazlalık olursa, ribe´I-fadl olur. Değiş-tokuş edilen maüar ayrı cinslerden olur da teslimi peşin olmazsa, riba´n-nesa olur. Fakihler, bu akdin bâtıl olduğuna hükmetmişlerdir. Bu akdin üzerine herhangibir hüküm terettüb etmez, bu akid sanki hiç yapılmamış-gibidir. Bunun nedeni şudur: Bedellerde riba olursa onları iptal eder; yani akid yapan kişilerin birbirle­rinden aldıkları malları geri vermeleri vacibdir. Aksi takdirde ikisi de gü­nahkâr olup Allah´ın azabına müstahak olurlar, kazançları da haram olur.

4. Riba-yı Karz

Riba-yı Karz bir kişinin belli miktar malı, zamanı geldiğinde fazla­sıyla ödemek üzere veya malı ödeyinceye kadar her ay faiz vermek üzere borç almasıdır. İşte bu tür muamele, İslâm´ın öncelikle ve özellikle yasakladığı bir muameledir. Nasslar bu tür ribayi menedip iptal etmek üzere gelmiştir. .Cahiliyye döneminde yaygın şekilde uygulanan riba budur. Bu nedenle insanlardan bir grup işi karıştırmak isteyerek -günümüzde de birçok kimse aynı arzudadır- şöyle demişlerdir: ´Riba, kâr vasıtalarından biridir. Riba ile alışveriş arasında fark yoktur´.

Bunun üzerine Allah Teâlâ onları tenkid eden, uyaran, onları tecen-nün etmekle vasıflandıran ve bu tür muameleleri nehyeden ayetler in­dirmiştir. Çünkü faizi alışverişe kıyas etmek, şartlı bir kıyastır. Allah Teâlâ onları, bu sözlerinden, bu zihniyetlerinden ve bu karıştırmalarından ötürü elem verici bir azapla tehdid ederek şöyle buyurmuştur:

Riba (faiz) yiyenler (kabirlerinden) ancak şeytan´ın çarpmış olduğu kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu (ceza) ise onların ´Faiz de alışve­riş gibidir´ demelerinden ötürüdür. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime rabbinden bir öğüt gelir de (faizden) vazge­çerse, (yasaktan önceki) geçmişi kendisinindir; onun (affedilme) du­rumu ise Allah´a aittir. Kim de (faizciliğe geri) dönerse, işte onlar ate­şin ashabıdırlar ve orada ebedi kalacaklardır. (Bakara/275)

Görüldüğü gibi ayet açıkça ribanın haram olduğunu, azı ile çoğu arasında hiçbir fark olmadığını ifade ettikten sonra, ribadan kaçınmayı teşvik ediyor, ribaya dönenleri de tehdit ediyor. Esasen ayetin amacı, riba ile alışveriş arasındaki büyük farkı takrir ve tesbit etmektir. Daha sonra ayet inananlara hitap ederek mutlak şekilde ribadan vazgeçmelerini istemekte ve bunu imanın sahihliği için şart koşmaktadır. Bu yasaktan sonra riba almaya devam eden kimseleri öyle bir tehdit etmektedir ki hiçbir müslüman hiçbir haram nedeniyle böyle tehdit edilmemiştir. Daha sonra ayet, insanları en güzel yola teşvik ederek yardımlaşmayı, sevgiyi, toplumda kardeşliği yaymayı emrediyor:

Eğer (böyle) yapmazsanız (faize devam etmeniz halinde) Allah ve Rasûlü´ne karşı bir savaşta olduğunuzu bilin! Eğer (faizden vazgeçer de) tevbe ederseniz (ana sermayeniz) sizindir. Böylece ne zulmet­miş, ne de zulme uğramış olursunuz. Eğer borçlu darda ise bir ko­laylığa erişinceye kadar (ona) mühlet verin. Eğer bilirseniz, alacağı­nızı tasadduk edip bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. ´ ” (Bakara/279-280)

İbn Kesir bu ayetlerin tefsiriyle ilgili olarak şöyle diyor: Allah mü´minlere takvayı emretmiş, gazabına yaklaştırıp rahmetinden uzaklaştıran şeyleri onlara yasak etmiştir. Allah alışverişi helâl, faizi haram kıldığını bildirerek ´eğer mü´min iseniz ribayı terkedin´ demiştir.

Zeyd b. Eşlem, İbn Cüreyc, Mukatil b. Hayyan ve Süddî şöyle demiş­tir: “Bu ayet Sakifli Benî Amr b. Umeyr kabilesi ve Benî Mahzum´dan olan Benî Muğire hakkında nazil olmuştur. Bunların arasında cahiliyye döneminde riba vardı. İslâm geldikten sonra Sakifliler Benî Muğire´den faizlerini almak istediler. Benî Muğire istişare ettikten sonra ´Biz İslâm´da riba vermiyoruz´ dedi. Bunun üzerine Mekke valisi Attab b. Esid, Hz. Peygamber´e bir mektup yazdı ve bu ayet nazil oldu. Bunun üzerine Sakifliler ´Biz Allah´a tevbe ediyor ve ribayı terkediyoruz´ dediler.

Bu, uyarılara rağmen ribadan vazgeçmeyenler için şiddetli bir tehdit ve korkunç bir vaiddir. Rabia b. Gülsüm´ün babasından, onun da Said b. Cübeyr´den, onun da İbn Abbas´tan rivayet ettiğine göre kıyamet günü faiz yiyen kişiye şöyle denir: ´Silahını al ve savaşa hazırlan´. İbn Abbas bunu söyledikten.sonra ilgili ayeti okumuştur.

Ali b. Ebî Talha´nın İbn Abbas´tan rivayet ettiğine göre bu cümle hakkında şöyle demiştir.- ´Her kim ribadan vazgeçmezse, riba almaya de­vam ederse, tevbeye davet edilir. Buna rağmen riba almaktan vazgeç­mezse boynu vurulur´.

Katade de şöyle demiştir: ´Allah Teâlâ riba almaya devam eden insanları ölümle tehdit etmektedir. Nitekim bu tehditi siz de okumaktası­nız. Allah Teâlâ ribanın bâtıl ve değersiz olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle ribah alışverişlerden ve ribadan kaçının. Çünkü Allah temiz olan herşeyi helâl kılmıştır. Sakın fakirlik sizi bir masiyete sevketmesin´.

Rebî b. Enes de şöyle demiştir: ´Allah Teâlâ riba yiyeni ölümle tehdit etmiştir´. (İbn Kesir´in sözü burada bitti).

Tüm müfessirler Hafız İbn Kesir´in zikrettiği bu hükümler üzerinde ittifak etmişlerdir. Ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki ribanın azı da çoğu da haramdır. Bu hüküm Hz. Peygamber döneminden günümüze kadar bu şekilde gelmiştir. Ayet Allah´ın emrine itaat etmeyi, takvayı, riba´dan geri kalanı bırakmayı emretmektedir. Ayetteki ma edatı, Arap dilcilerine göre her türlü riba´ya delâlet eder. ´Ana paranız sizindir´ ayetinden de ne kadar az olursa olsun ana paradan fazla olarak alman miktarın da riba olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. Şu ibare de bu mânâyı tekid etmektedir:

Böylece ne zulmetmiş, ne de zulme uğramış olursunuz. (Bakara/279)

Tefsir âlimleri şöyle demişlerdir: ´Ana paranızdan fazla birşey alarak zulmetmeyin. Ana paranızdan eksiltmek suretiyle size de zulüm yapılma­sın´.

Bu ayet-i celile taşlan bile yumuşatacak nasihatlar içermektedir. Önce. iman edenlere hitap ederek ´Ey iman edenler! (Faiz hususunda) Allah´tan korkun´ dedikten sonra ´Eğer gerçekten mü´minlerseniz´ ibare­siyle insanları ribadan sakınmaya davet etmiş ve riba yiyenlere acı bir azap olduğunu bildirmiştir. Çünkü ısrarla ribaya devam eden kişi Allah´a ve Rasûlü´ne savaş açmış demektir. Faiz hususundaki hadîsler de Kur´an´ı tekid etmektedir; onlar da ribanın haram olduğunu, günahların en korkuncu, en dehşetlisi olduğunu bildirmektedir.

Cabir b. Abdullah şöyle rivayet etmiştir: “Rasûlullah (s.a) riba yiyene, yedirene, riba muamelesini yazı ile tesbit edene ve bu işin iki şahidine lanet etti ve ´Onlar (günahta) müsavidirler´ dedi”.[17]

Ebu Hüreyre şöyle rivayet etmektedir: Rasûlullah (s.a) ´Helak edici yedi şeyden sakının´ buyurdu. Sahabîler ´Ey Allah´ın Rasûlü! Bunlar ne­lerdir ´ diye sorunca, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: ´Bunların birincisi Allah´a şirk koşmak, ikincisi sihir yapmak, üçüncüsü Allah´ın haram kıldığı bir nefsi öldürmek, dördüncüsü riba (faiz) yemek, beşincisi yetim malı yemek, altıncısı savaşta kaçmak, yedincisi iffetli kadınlara iftira atmaktır[18]

Alenen zina yapılan ve riba alınan bir memleket kendini helak etmiş, Allah´ın azabına duçar olmuştur.[19]

Zina ve riba bir memlekette açıkça yapılmaya başlandığı zaman Allah onların helakine izin verir.[20]

Bu konudaki diğer hadîsleri zikretmeye gerek yoktur. Bunlar ribanın ne kadar korkunç bir günah olduğunu ifade etmek açısından yeterlidir. Bunlardan anlaşılıyor ki riba muamelesine katılanların üzerine lanet yağmaktadır. Riba yiyenler en büyük mücrim olarak nitelendirilmektedir. Şirk hariç hiçbir günah riba yemekten daha ağır değildir. Ribanın, insanın işlediği cürümlerin en fahişi olduğuna delâlet eden delil, ribanın zina ile mukarîn sayılmasıdır. Hiçbir haram zinaya denk değildir. Zina toplumu fesada sürükler. Riba da zina ile bir kabul edilerek aynı şekilde toplumun helâkına sebep olduğu belirtilmiştir.

Müslümanlar zinanın haram olduğu, hatta günahların en büyüklerin­den olduğu ve zina yapan kimsenin fasık olduğu hususunda ittifak et­mişlerdir. Allah Teâlâ, ısrarla riba almaya devam eden kişinin hiçbir amelini kabul etmez. Tüm şeriatlar ribanın ve ribah muamelelerin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Allah tarafından nazil olmuş, önünden ve arkasından bâtıl karışmamış olan Kur´an, İsrailoğulları´nın elleriyle yaptık­ları günahlar nedeniyle lanete, azaba müstehak olduklarını haber ver­mektedir. Bu günahların başında da riba gelmektedir. Oysa Allah onları riba´dan nehyetmişti:

Bir de kendilerine (Tevrat´ta) yasaklandığı halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız oiarak yemelerinden Ötürü (böyle yaptık).

(Nisa/161)

Açıklama ve Uyarı

Fakihlerin cumhuru şu hususta ittifak etmişlerdir: ´Riba muamelesi is­ter müslümanlarla, ister zımmîlerle, isterse zimmî olmayan kafirlerle yapılsın, malı haram eder´.

Ebu Hanife ve talebesi İmam Muhammed şöyle demiştir: ´Riba, an­cak temiz olan mallarda cereyan eder; yani sahibinin rızası bulunmadan alınması haram olan mallarda riba cereyan eder. Sahibinin rızası bulun­madığı halde alınması haram olmayan, meselâ harbî bir kafirin malında, eğer fazlalığı (faizi) alan müslüman olursa riba cereyan etmez´.[21]

Müslüman bir tüccarın eman alarak dar´ul-harb´e girip oradaki insanlarla ribah muamele yaparak mal alması caizdir. Bu görüş İmam Ebu Hanife ile İm´am Muhammed´in görüşüdür. Allah hakikati daha iyi bilir.

Zımmî´nin malı ise ittifakla masumdur. Eman alan kâfir de böyledir. Her ikisiyle de ribah muamele yapmak caiz değildir. Bu hususta dinin değişik olması dikkate alınmaz, çünkü din birliğinin riba´nın cereyan etme şartlarından olmadığında İttifak vardır.

Cumhur´un Delili

Riba. hem müsiümanlar, hem de gayr-ı müslimler için haramdır. Çünkü en sahih görüşe göre gayr-ı müslimler de şeriatın ferlerinin muha­tabıdırlar; yani onların da faiz yememeleri, namaz kılmaları, oruç tutma­ları istenmektedir. Ribah muameleler hakkında genel olarak varid olan nasslar da böyledir; onları müslümanlara tahsis edecek delil yoktur.

Ebu Hanife ve İmam Muhammed´in delili şudur: Harbî bir kafirin malı masun değildir; onu almak mubahtır. Ancak eman alarak dar´ul-harb´e giden bir müslümana, rızası olmadan harbî bir kafirin malını alması caiz olmaz. Çünkü burada hainlik sözkonusudur. Ancak harbî kafir kendi rızasıyla malını bir.müslümana verirse bu engel ortadan kal­kar. Çünkü vacibin mucibi yoktur, yani onu icab ettiren bir delil mevcut değildir. Bu durumda müslüman mubah ve memluk olmayan bir malt istila etmiş olur ki bu meşrudur. Bu tıpkı kimseye ait olmayan bir mülkü istila etmek gibidir.

Şu hususa dikkat etmek gerekir ki günümüzde Ebu Hanife ve İmam Muhammed´in bu görüşüyle amel etmek mümkün değildir. Zira kanun­lara, örf ve âdetlere göre müslüman dar´ul-harb´de harbî kafirle ticaret yapmak imkânına sahip değildir. Bu nedenle biz fakihlerin böyle bir meseleyi gündeme getirmekten, müftülerin bu hususta fetva vermekten kaçınmalarını tavsiye ediyoruz.

Bizim zikrettiğimiz ve uygun da gördüğümüz bir görüşe muhalefet etmemizin sebebi, birtakım kişilerin bunu istismar edip haramı helâl et­meye çalışmalarıdır. Bu kişiler yabancı bankalarla çalışıp faiz almakta ve halka da yedirmektedir. Bunlar bunun caiz olduğuna dair fetva aldık­larını iddia etmektedirler. Herkese hakkı beyan etmek için bu görüşü bu­rada zikrettik. Bu görüş sadece harbî kâfire mahsustur. Harbî kafir, bizim memleketimizle onun memleketi arasında şer´î ve örfî mânâda savaş bu -lunan kâfirdir. Bu ise bugün sadece müslümanlarla yahudiler arasında sözkonusudur.

Gayr-ı müslim olan doğu ve batı memleketleri şer´î mânâda harbî sayılmazlar. Buniar her ne kadar yahudi ve Siyonistlere yardım ediyor­larsa da Ebu Hanife ve İmam Muhammed´in görüşünün onlara tatbik edilmesi uygun olmaz. Bu bakımdan hangi banka ile olursa olsun, hangi fertle olursa olsun ribalı muamele yapmak haram ve yasaktır. Onların da İslâm memleketinde ribalı muamele yapmaları aynı şekilde yasaktır, hatta onların yapması daha da ağırdır. Çünkü burada mallar müslümanlardan çıkıp gayr-ı müslimlerin menfaati İçin kullanılmaktadır ve bu yüzden de İslâm memleketleri büyük zararlara ve sıkıntılara maruz kalmaktadır.

——————————————————————————–

[1][1] Buharî/2027, Müslim/1586, (Hz. Ömer)

[2] Buharî/2068, Müslim/1584, (Ebu Said el-Hudrî´dcn)

[3] Müslim, (Ebu Said cl-Hudrî´dcn). Bunun bir benzeri de Ubade b. Samit´ten rivayet edilmiştir.

[4] Buharî/2188, Müslim/1594

[5] Buharî/2180, Müslim/1593

[6] Ebu Dâvud/3340, Neseî, Y1I/284, (İbn Ömer´den)

[7] Tirmizî/1225, Ebu Dâvud/3359, Neseî, VII/268, İbn Mâce/2264, İmam Mâlik Muvatta,ıı/624

[8] Müslim/1530

[9] Müslim/1542, Buharî/2091

[10] Buharî ve Müslim

[11] Buharı ve Müslim

[12] Buharî/2078-2079 ve 2254; MüsIim/1540-1541

[13] Ebu Dâvud/3357

[14] İmam Nevevî, ei-Mecmu, IX/454

[15] Hâkim, 11/35

[16] İmam Mâlik, Muvaîta, 11/655

[17] Müslim/1598

[18] Buhari/2615, Müslim/89

[19] Hakim, Müstedrek, U/37, İmam Ahmed, Müsned, (İbn Abbas´tan)

[20] Taberânî

[21] Ebu Hanife ve imam Muhammed´in bu görüşüne göre müslüman dar´ul-hsrb olan mem­lekette faiz alabilir, ancak faiz veremez. Bazıları meseleyi karıştırarak “Dar´ul-harb´de hem faiz alınabilir, hem de verilebilir” demişlerdir ki bu iftiradır. ´Dar´ul-harb´de riba alınabilir´ görüşü iki kişiye aittir. Fukaha´nm cumhuru ise bunun tam tersini söylemektedir.ki doğru olan da budur. (Mütercim)